31 Ekim 2010 Pazar

Felaket Zinciri...

   Yaşadığım karanlık geçmişi geride bırakmış ve hayata beyaz bir sayfa açarak yeniden başlamak istiyordum. Yaşanan tüm kötülükleri unutturmak ve herkesten af dilemenin zamanı gelmişti. Kimseyi kırmayıp üzmeden yakınlarımla tekrar beraber olmak istiyordum. Başlangıç olarak ilk önce kızımı sonra ailemi ondan sonra da arkadaşlarımın ziyarek ederek hepsinin yanında olmaya karar vermiştim . Günahlarımı silmiş güzel bir hayata doğru yol almıştım. Herşeyin daha güzel olması en büyük temennimdi.    Kızım ben görmeyeli epey büyümüştü ayrıldığım eşim ben yokken ona  çok iyi bakmış ve yokluğumu hiç aratmamıştı. Kızımı yeniden gördüğüm için çok mutluydum. ve ona sıkı sıkıya sarılıyordum. Onunla oyunlar oynayıp hatırmaladıklarını hiç yaşanmamış sayıyordum. Ne kadar kötü bir hayat yaşamış olsam da ben hala onun babasıydım. ve bir daha onu asla yalnız bırakmayacaktım.    Şimdi ki durağım, şehir dışında kendi hallerinde yaşayan ailemin yanına gitmek oluyordu. Çekirdek ailemi çok özlemiştim. Onlarla da vakit geçirmeyeli epey bir zaman olmuştu. Bakalım onlar beni karşılarında gördükleri anda neler hissedeceklerdi. Ailem bana çok kırgındı. Haklıydılar çünkü oğulları hiç birşey demeden evden çıkıp yıllarca dönmemişti. Af dilemek için bir kez daha kapılarını vurmuştum. Bu sefer beni daha mutlu karşılamışlardı. Onların da içi sızlıyor affetmemek için kendilerini tutamıyolardı. Ne de olsa öz oğullarına yeniden kavuşmuşlardı. Evde ki herkesin birer birer elini öpüyor ve sımsıkı sarılıyordum. Onlara kavuştuğum için çok mutluydum. Bir daha onları terketmeyip hiç bir yere gitmeyecektim. Her zaman yanlarında olacak ve sürekli destek çıkacaktım. Şimdilik evden ayrılmanın vakti gelmiş ve son olarak arkadaşlarımın yanına kaldımız yerden devam etmeye gidecektim.     Dostlarımın her zaman uğradığı ve vakit geçirdiği bir yer vardı. Eğer onlarda yaşadıkları hayata  hiç birşey olmamış gibi devam ediyolarsa hala orada oyun oynamaktaydılar. Onlara sürpriz yapıp çocukluk arkadaşlarımın takımdaki bir kişilik eksiğini tamamlayacaktım. Mekandan içeriye adımımı atmıştım. Her zaman olduğu gibi akşamları burada vakit geçiriyolardı. Beni karşılarında gördükleri zaman çok şaşırmışlardı. Biraz kırgın ve üzgündüler çünkü biz hiç ayrılmamak üzere yemin biçmiştik. ve o yemini sadece ben bozmuştum. Hayatımı da tamamen hiç sayıp herkesi geride bırakmıştım. Benim burada ne işim olduğunu neden tekrar geldiğimi soruyolardı. Bende herşeyi tamamıyla baştan sonra anlatıp içimi döküyordum. Ucu bucağına neler yaşadığımı yaptığım tüm kötülükleri geride bıraktığımı söylüyordum. Onlarında hafiften kalbi yumuşuyolar ve bana inanıyorlardı. Hatta inanmak zorundaydılar. Çünkü hiç ayrılamacak olan arkadaşlar tekrar bir aradaydı. Herkesin hafiften gözleri doluyor ve bana yeniden merhaba diyolardı. Arkadaşlarımla tokalaşıyor ve sarılmaktan herkesi havalara kaldırıyordum. Ben onları onlar da beni çok özlemişti. ve yeniden bir arada olmanın heyecanını yaşıyorduk. Gecemiz şen şakrar geçiyor ve vaktimizi eğlenecek çok güzel bir şekilde devam ettiriyorduk... Gecem çok güzel geçmiş ve  bundan sonraki durağım kaldığım sığınağın yolunu tutmak oluyordu.     Tüm tanıdığım insanlardan affımı istemiş ve beni hiç birşey olamış gibi yeniden aralarına almalarını istedim. Onlar benim hayatımdı ve ben onlarsız yaşayamayacağımı anlamıştım. Beni affettikleri için de çok mutluydum. Bundan sonra da hayatımı çok iyi şekilde devam edeceğimden de hiç bir şüphe duymuyordum. ve beyaz sayfam yeni mutluklarla çok güzel bir şekilde açılmıştı böyle de devam etmesini istiyordum. Sabah olunca ikinci sayfam yeniden başlamış olacaktı.    Güne uzun zamandır unuttuğum bir heyecanla başlamıştım. Çünkü uzun bir aradan sonra mutlu bir şekilde uyanmıştım. Ellerimi yüzümü yıkadıktan sonra ilk kahvaltımı nerede yapacağımı düşünüyordum... Telefonum çalıyordu. ve arayan kişi eski eşimdi. Sanırım beni kızımla kahvaltıya çağırıyordu. Hızlı bir şekilde telefonu açtım. ve bir anda kötü bir sesle karşılaşmıştım. Çünkü istemediğim bir haber almıştım. Kızım fena şekilde hastalanmış ve hastaneye yoğun bakıma kaldırılmıştı. Hemen evden çıkmalıydım. Tam evden çıkmak üzereydim ki telefonum yeniden çalmaya başladı. Bu sefer kardeşim arıyordu. Onunda sesi titreyerek geliyordu. Çünkü kötü birşey olmuştu. Yaşadıkları kesimde deprem olmuş yaşadıkları bina yerle bir olup yıkılmıştı. Sanırım ailede ki tüm insanlar enkaz altında kalmıştı. Nereye gitsem kime yardıma koşsam diye kara kara düşünüyordum. Evden çıkmıştım. İlk önce kızıma uğrayacaktım. Sonra da apar topar ailemin yanına gidecektim. Bu sefer onların bana çok ihtiyacı vardı. Yola çıkmıştım ve yine telefonum çalıyordu. Kimdi bilmiyordum. Hemen gelen telefonu yanıtladım ve arayan kişi bu sefer arkadaşımdı. Onunda sesi üzgün bir şekilde çıkıyordu. Çabuk yanlarına gelmemi ve onları kurtarmamı istiyordu. Çünkü  alkolü fazla kaçırıp eve dönüş yolunda kaza yapmışlardı. Sanırım araba da bir kaç kişi ölmüş diğerleri de ağır yaralanmıştı. Arabada sıkışmış ve gelecek olan yardımı bekliyorlardı. Kader bizi ölümle ayırmıştı. Onların yanında olmalı ve sıkı sıkıya birbirimize kenetlenmeliydik. Bu sefer eskisinden daha çok birbirimize ihtiyaç duyuyorduk.    Herşey üst üste gelmişti. Bütün kötü olaylar özellikle bu günü bulmuştu. Bütün acıların hepsini bütünüyle yaşıyor ve kahroluyordum. Çok üzgündüm. Onların yanına gitmekten başka elimden hiç birşey gelmiyordu. Daha yeni kavuşmuşken teker teker hepsini kaybetmek gururuma dokunuyordu. Sanırım şu anda dünyanın en üzgün adamıyım. Ağlamaktan içim dışıma çıkmış ve çaresizce oradan oraya koştuyordum. Tüm sevdiklerime yeniden  kavuşmuşken bir anda ellerimden kayıp gitmelerini istemiyordum. Tek isteğim onları bir daha kaybetmemekti. Neler yaşamıştım ki Tanrı beni bunlarla cezalanırıyordu. Bunları hak edecek neler yapmıştım ki dizlerimin önüne çökmüş çaresizce eridiğimi hissediyordum. Neden bu karar bitkin ve umutsuzdum.  Yeniden herşeyin düzeleceğine inanmışken neden hayatım bir anda tersine dönmüştü. Bunları yaşayacak kadar insan kalbi kırıp, günah işlemişmiydim ki böyle bir durumla karşı karşıyaydım. ve bana verilen ceza da bu mu olmalıydı..     Bu durumda hayatıma açtığım yeni sayfa, karanlık bir evreyle sonsuza dek kapanmış görünüyordu. Peki şimdi ne olacak ?

30 Ekim 2010 Cumartesi

Yalnızlık Ömür Boyu...

   Ailemle düzgün ve düzenli bir hayat yaşıyordum. Kendi aramızda geçinip gidiyor ve kimseye yük olmuyorduk. Ailemiz; bu hayatta bizi sımsıkı bağlayan ve hiç bir zaman ayıramayacak kadar büyük bir bağ oluşturmuştur.
 
   Her zaman ki gibi en sevdiğim caddeye sabah yürüyüşüne çıkmıştım. ve her zaman olduğu gibi bunu tek başıma yapıyordum. Bu hayatta ailemden başka kimsem yoktu. Ne bir arkadaşım ne bir yakınım ne de bir yarim vardı. Şehrin  kalabalığında insanların arasında olan ve onların içinde tek başına düşünen bir adam olmuştum. Kendi dünyamda hep yalnızdım.

    Bugünde hava çok güzeldi. Yürümek için de çok güzel bir hava vardı. Hayatta yaptığım ve sevdiğim tek alışkanlık bu caddede yürümek oluyordu. Öyle çok yürüyordum ki sabahı akşama karıştırana kadar hep bu caddede kalıyordum. Kimseyle konuşmuyor ve sabahları uyandığımda hep bu caddede oluyor ve sadece yürüyordum. Yürüyor yürüyor ve yürüyordum.
 
   O kadar çok yürümüştüm ki her şeyimi geride bırakmıştım. Tüm hayatımı yaşayamadıklarımı göremediklerimi hep bu caddede kaybetmiştim. Artık orta yaşlarına gelmiş bir adamdım. Kendi içimde tek değil gerçek anlamda yalnızdım. Zaten bu hayatta görebileceğim bir ailem de kalmamıştı. Onlarda beni bu dünya da bir başıma bırakmış öylece yok olup gitmişlerdi. Eski geleneğimi bir hiç zaman kaybetmiyor ve bırakamıyordum. Nedense sadece yürümek istiyordum. Her zaman bu caddede adımlarımı atıyor tüm geçmişimi burada silebiliyordum. Sadece yürüyor yürüyor ve yürüyordum.

   Tüm tatsız ve tutsuz anıları bu caddede yaşamıştım. Bütün hayatımı anlamsız bir boşluğa bırakmış ve öylece yürümeye dalmıştım. Doyasıya yaşayamamıştım bu hayatı... tutamamıştım ucundan.. geleceğimi düşünmemiş olanları hiçe saymıştım... unutamamıştım kimseyi ve bu durumda hiçbir şey yapamamıştım.

   Hayatımın baharındaydım. Saçlarım kar taneleri gibi bembeyaz olmuştu. Elimde bastonla hala yürümeye devam ediyordum. Nefes aldığım sürece benim için daha hayat bitmemişti. Artık caddelerde de kimse kalmamıştı. Terk edilmişti bu şehir ve öylece bırakılmıştı kaldırımlar... bir tek ben kalmıştım sonununu bir türlü getiremediğim o caddede, sadece ben adım atmaktaydım. Artık bu cadde de kimseler yürümüyor ve yaşamıyordu. ve ben hala yürümeye devam ediyordum. Sadece yürüyor yürüyor ve yürüyordum.

   Birden hava kapandı ve yağmur yağmaya başladı. Yağmur hafiften çiseliyordu. Aniden yağmur  şiddetini arttırmıştı. O kadar çok yağıyordu ki bardaktan boşalırcasına geliyordu. Yağmurun şiddeti o kadar fazlaydı ki akan damlalardan burnumun ucunu bile göremiyordum. Her tarafı sel götürüyordu. Hava biraz da soğumaya başlamıştı. Yağmur şiddetini karla karışık yağmura bırakıyor ve etrafı beyaz bir örtü sarmaya başlıyordu. Bu sefer gökyüzünden lapa lapa karlar düşüyordu. Her taraf kısa bir süre içerisinde bembeyaz olmuş tüm cadde beyaz karlarla örtülmüştü. Kar şiddetini biraz hafifletmişti. Cadde aniden bembeyaz olmuştu. Kısa bir süre sonra hiç bir şey yağmıyordu. Şiddetli kar ve yağmur kısa sürmüş ardında doğaya güzel bir görüntü bırakmıştı.

    Meltem hafiften esiyor havada yapraklar uçuşuyordu. Ağaçlardan dökülen yapraklar kaldırımın üstünü örtmeye yetiyor ve artıyordu. Güzel de bir koku sarmıştı etrafı... Her taraf yeşeriyordu. Rüzgardan esen soğuk yel kendini güneşin sıcaklığına bırakıyordu. Birden güneş doğuyor ve cadde aydınlanıyordu. Gökyüzünde gök kuşağı bile oluşmuştu. Hava kendini soğuktan ılıman bir sıcaklığa bırakmıştı. Sanırım az önce bu caddede ilk defa rastladığım bir olaya tanık olmuştum. Çünkü dört mevsimi bir anda yaşamıştım. İşte benim hayatımda böyle yaşanmıştı. Her şey bir anda olup bitmişti...' Yalnızlık bir ömür boyu peşimi bırakmamış ve her zaman yanımda olmuştu. ve ben her şeyimi geride bırakıyor sadece yürüyor yürüyor ve yürüyordum.
Ömrümün sonuna kadar...

29 Ekim 2010 Cuma

Köstebek...

   Bana verilen yeni görev büyük bir devlet adamını korumaktı. Şirketten aldığım bilgiye göre bana verilen bu yeni görev uzun bir süre devlet büyüğünü ,yani başkanı korumak oluyordu. Başkanın güvenliğini en iyi ve üst bir seviyede korumak artık benim yeni görevimdi. Başkanı düşmanlarından korumak ve onun güvenliğini en iyi şekilde sağlamak adına bu görevi kabul etmiştim.
   Başkan gününün  büyük bir kısmını işine ayırıyordu. Özel hayatını hep arka planda bırakıyor ve hiç bir zaman ona ayıracak vakit bulamıyordu. Ülkesini en iyi şekilde temsil etmek ve kollamak onun en büyük amacıydı. Bunu yaparken de bana ve tüm adamlarına ihtiyacı vardı. Bu aralar tek ilgilendiği konu dış ülkelerinin saygınlığını kazanmak ve karşılıklı güven birliğini sağlamak oluyordu. Kimi ülkelerle anlaşmış durumda kimi ülkelerde ona düşman kesilmişti. Bunları yaparken de halkını her zaman ikinci planda sayıyordu. Yurt dışı gezileri seminerler toplantılar bir türlü bitmiyordu. ve ben her yerde başkanın güvenliğini çok iyi bir şekilde yerine getirmekle hükümlüydüm ve bunuda çok iyi bir şekilde yerine getiriyordum.
   Bana gelecek olursak; şirket diye tabir ettiğimiz bir kurumda ,bana verilen her işi harfiyen yerine getirmek adına  burada çalıyordum. Şirketin amacı ülkeyi sömürmeye çalışanlardan korumak ve bu ülkenin kötü çıkarlarını düşünen ,gizliden satmaya kalkışan adamların önüne geçerek onlara dur demek oluyordu. Şirket her zaman haklı olmuş ve doğru yolda adımlar atmıştır.
   Başkan bugün arap ülkelerinin başkanlarıyla düzenlenecek bir seminere katılacak ve Seminerde petrol konuları konuşulacaktı.  Ülkeye girecek olan petrollerin akışını daha uygun bir fiyatta tutulmasında karar verilip ortak bir yolda hareket edilmesi masaya yatırılacaktı.
Zirvedeki görüşme olumlu geçmişti. Bundan sonra ki adım avrupa ülkeleriyle yapılacak olan geleceği dair uygulanması gereken ortak kararlar ve insanların avrupa ülkelerine daha iyi bir koşulda gidip gelebilmeleri tartışılacaktı. Bu görüşmeler günden güne devam ediyor ve kararların kısa bir zamanda sonuçlanması  planlanıyordu. Nihayetinde görüşmelerin sonuca varamamış ve ileri ki zamanlarda tekrar ele alınmasına karar verilmişti... Başkanında diğer dış ülkelerle yapacağı görüşmeler tüm hızıyla devam ediyordu.
   Artık yurda dönmenin zamanı gelmişti. Başkan; onu buralara getiren vatandaşlarını hiç düşünmüyor her zaman kendi cebini ve çıkarlarını düşünüyordu. Ülkeye gösteriş amacıyla sözde yapmış olduğu yeniliklerden ve yapacağı çalışmalardan bahsediyor işini de her zaman düzgün bir şekilde yaptığını dile getiriyordu. Bu ülke için varolduğunu ve bu ülkenin en güzel yerlere geleceği için and da içmişti. Ona göre ülke çok iyi bir şekilde yönetiyordu.
Fakat ülkenin durumu içler acısıydı. Ekonomi günden güne çöküyor insanlar aç sefil bir halde evlerinde çaresizce oturuyordu. Okuyanlar iş bulamıyor çalışanlar işlerinden oluyordu. Ülkede yaşayan tüm insanlar mutsuz, ümitsiz bir halde bu durumun düzelmesi için birşeyler yapmak istiyor ve bu kötü gidişatın da düzelmesini istiyorlardı.
   Başkan miting için son hazırlıklarını yapıyordu. Her zaman olduğu gibi halkına işini doğru bir şekilde yaptığını söyleyecekti. Bu durumda da insanların gözlerini boyuyor olacaktı. Bu miting de benim görevim ise onun isteklerini son anâ kadar yerine getirmek ve her zaman güvenliğini düzgün bir şekilde sağlamak olacaktı. Kim ne yaparsa yapsın ,ne derse desin ben sanace işimi yapmakla yükümlüydüm. Geride kalanlar ve yaşananlar beni asla ilgilendirmiyordu.
   Mitinge az bir zaman kalmıştı. Başkan zor hazırlıklarını yapıyor ve konuşması için son provaları tamamlıyordu. Her yer didik didik kontrol edilmiş ve güvenlik tedbiri üst seviyeye alınmıştı. Başkanın konuşmasını zorlayacak hiç bir etken yoktu. Miting başladığı zaman  başkan halkının karşısına çıkıyor ve oraya gelen tüm insanları selamlıyordu. Başkan konuşmasına başlamış ve mitingi hızlı bir şekilde devam ettiriyordu. Halk vaatlerine inanıyor ve onu bu durumda bağırına basmaktan hiç çekinmiyordu. Başkan mutlu mesut konuşmasına devam ediyordu. Birden kötü birşey oldu ve başkan yere düştü. Mitinge gelenler paniklemiş ve durumun ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Başkan yerde yatarken gördüğüm tek şey anlının ortasında bir deliğin olduğuydu. Başkan bir suikaste kurban gitmiş ve ölüm kurşunun hedefi olmuştu. Başkan kafası kanlı bir şekilde öylece yatıyordu. Hemen başkanın ölüp ölmediğini kontrol ettik ve kötü bir sonuçla karşılaştık. Başkan orada son nefesini vermişti ve ben onun ölmesine engel olamamış onun güvenliğini tam olarak sağlayamamıştım. Bu duruma hiç üzülmüyordum. Çünkü bunun olmasına ben karar vermiştim. Başkanı öldürenler şirketin adamları ve onun bu dünyadan silinmesini isteyen dış ülke başkanlarından başkası değildi.
   Dış ülkelere yapılan ziyaretler başkanın değilde şirketin işine yaramıştı. Onu öldürmek daha kolay ve daha hızlı bir şekilde olmuştu. İstediğimizi elde etmiş ve onu bu dünyadan alıp götürmüştük. Dış ülke başkanlarıyla  tek tek anlaşılmış ve kararın bu yönde olmasını uygun görmüştük ve istediğimizi başarıyla sonuçlandırdık. Bu ülkeyi başkanın elinden kurtarmak için yapmamız gereken tek seçenek şuydu; onu öldürmek... Bunuda tam anlamıyla yerine getirmiş bulunuyoruz.
   Köstebek olarak başkanın yanına sızmış ve bu görevi memnuniyetle yerine getirmekten dolayı kendimle gurur duyuyordum. Bu ülke artık daha iyi koşullarda yönetilecek ve her zaman daha iyi yerlere gelecek...
Şirket her zaman haklı olmuş ve doğru yolda adım atmıştır.

28 Ekim 2010 Perşembe

Deli...

   Bugün hiç tanımadığım bir kişi ,beni tanıdığını ima ederek çok özlediği dile getirdi. Herşey sabah yolda yürürken hiç beklemediğim bir anda onun karşına  çıkmasıyla başladı. Samimi bir şekilde lafa girerek nerelerde olduğumu ve hiç gözükmediğimi söyledi. Bende delidir herhalde diye öylece geçiştirmeye çalıştım. Fakat beni tanıdığından o kadar emin ki neler yaptığımızı ne kadar iyi bir dost olduğumuzu söyleyip söyleyip duruyordu. Deli diye pek üstüne varmıyordum. Deli olmasa bile öyle olduğunun kanaatindeydim. O kadar ısrarcıydı ki ne yapsam peşimi bırakmayacaktı. Bende ona uyup bir günü mü deliler gibi geçirmeye karar verdim. Onunla arkadaş görünüp dolaştıktan sonra onu geldiği yere bırakacaktım. Bakalım deliyle bir gün nasıl geçecekti.    Sürekli hikayeler anlatıp duruyordu. O kadar iyi arkadaşmışız ki günlerimiz hep beraber geçiyor ve kardeşlikten de öte dostluk bağımızın olduğunu ima ediyordu. Daha yeni tanıdığım deli arkadaşım , sözde beni her zaman yemek yediğimiz yere götürmek istiyordu. Oraya gittik ve güzelce yemeğimizi yemiştik. Çok acayip tavırları vardı fakat şu an tanıdığım kadarıyla kötü huyu hiç susmamasıydı. Anlattıkça anlatıyordu. Ben bile geçmişte ne kadar iyi bir arkadaş olduğumuza neredeyse inanacaktım. Bundan sonra sözde beni her zaman takıldığımız bir kafeye oyun alanına götürmek istiyordu. Onu da kabul ettim ve dediği yere gitmiştim. Deli olmasına rağmen çok eğlenceli ve düzgün bir insandı. Keyifli dakikalar geçiriyor ,oradan oraya giderek günümüzü gün ediyorduk. Hiç tanımadığım bir insanla vakit geçirmek acayip bir duyguydu. Onunda beni tanıma sıfatıyla yanımda durması bambaşka bir olaydı. Ne yapıyor ne ediyor günümüzü hiç durmadan gezerek geçiriyorduk.    Hiç bilmediğim yerlere götürmüştü beni sürekli bunları şöyle yaptığımızı oraya buraya gittiğimizi anlatıyordu. Bende içimden vay be ne insanmışım deyip duruyordum. Oradan oraya giderek akşamı da getirmiştik. Artık ayrılma vaktinin geldiğini düşünüyordum. Bir daha görüşemeyeceğimizi karşıma çıkmaması gerektiğini nasıl söylecektim bilmiyordum. Tam konuya girecektim ki son olarak ailesiyle tanışmamı rica etmişti .Onları da görüp ziyaret etmemi hallerini hatırlarını sormamı istiyordu. Ona göre geçmişte ailesini çok seviyor ve bu ziyaretleri sıkça yapıyormuşum. Ailesinin de beni çok sevdiğini ve ne zamandır da görüşemediğimizi söylüyordu. Bende son istediğini kırmayıp ailesini ziyaret etmeyi kabul ettiğimi ve bir an önce hasret giderip evime dönmek istiyordum. Deli olmasına rağmen bu adamın ikna kabiliyeti bir o kadar kuvvetliydi.     Tenha ıssız bir sokaktan içeri girmiştik sokak bana biraz garip gelmişti. Çünkü gereğinden daha fazla karanlık ve sokakta yıkık dönük binaların bulunduğu çoğu dairede de kimsenin oturmadığını çok net bir şekilde görebiliyordum. Fakat hiç sesimi çıkarmayıp söylediği yere gidecektim. Bakalım ailesi nasıl insanlar tanıyıp öğrenecektim. Aklıma da kötü bir düşünce  de getirmek istemiyordum. Sokakta biraz yürüdükten sonra ortalarına doğru eski püskü bir binadan içeri girmiştik. Ailesinin üçüncü katta oturduğunu söylemişti. Yavaş yavaş adımlarla merdivenlerden yukarı doğru çıkıyorduk. Apartman o kadar sessiz ve o kadar rutubetliydi ki sanırım onlardan başka kimse burada yaşamıyordu... Üçüncü kata varmıştık ve kapıyı hafifçe vurduk. Kapıyı güler yüzlü bir insan açmıştı. Evden içeriye bir kaç adım attıktan sonra pat diye kendimi yerde bulmuştum. Sert bir cisimle kafama vurulmuş ve kanlar içerisinde çaresiz bir şekilde yere düşmüştüm.      Gözlerimi açtığım anda karşımda dört tane kar maskeli ve silahlı adamlar görüyordum. Biraz da kendim de değildim. Bunun hayal mi yoksa gerçek mi olduğunu anlamaya çalışıyordum. Derken aralarından biri yüzüme bir bardak su çarpmıştı ve bunun gerçek olduğunu o an anlamıştım. Başım fena halde derde girmişti. Ya öldürülecektim ya da kullanılacaktım. Hiç durmadan bunları düşünüyordum. Bu insanlar ya insan taciri ya da bir grup teröristti. Neler olacağını ve bana ne yapacaklarını korkmuş bir halde merak ediyordum. Derken odaya benim deli diye tabir ettiğim adam girmişti. ve hemen söze girdi. - 'Bana deli diyordun fakat kendin benden daha delisin. Çünkü ne yaptığını bilmiyor acayip işlere kalkışmak istiyordun. Seni uzun bir müddet araştırdıktan sonra kendimize uygun biri olduğunun fikrine vardık. Sen hem kolay lokmaydın hemde çok saftın. Seni istediğimiz gibi kullanacak ve satabilecek duruma getirebiliriz .Sen artık bizim malımız ve kaynağımızsın. Son olarak sana tavsiyem şu; bu hayatta hem deli olacaksın hemde ,asla  delilik etmeyeceksin. Keşke bunu sana ben daha karşına çıkmadan önce biri söylemiş olsaydı. Belki bundan ders çıkarır ve de buralara da gelmiş olmazdın ' diyerek lafının bitirdi.     Bende içten içe kahroluyor ve bundan sonra bana neler yapacaklarını çaresizce merak ediyordum. Tek isteğim sadece buradan kurtulmaktı... Peki şimdi ne olacak ?

27 Ekim 2010 Çarşamba

Yaralı Adam...

   Kimsesiz ve başı boş bir halde ,yine sokaklarda öylece dolanıyordum. Her gece olduğu gibi bugun de kendime kalacak bir yer bulmam lazım... Sokaklarda yaşıyordum ve hala kendime düzenli bir şekilde kalacak bir mekan bulamıyordum. Bu gecede iyice dolanıp kendime uygun bir yer bakacaktım.
   En sonunda kendime uygun bir yer bulabilmiştim. İnşaatına ara verilmiş fazla açık tarafı bulunmayan güzel bir binanın önünde duruyordum. Giriş katına baktığım anda bu gece burada kalacağıma karar vermiştim. Kimseler gelmezse bir kaç günümü burada uyuyarak geçirebilirdim. Bir de üst katları kolaçan etmeliydim. Bakalım yukarı ki katlarda güzel ,daha uygun bir yer bulabilecekmiydim.
   Tam ikinci kata çıkmıştım ki bir yerden ağlayıp sızlama sesleri duyuyordum. İyice katın içine girdim ve cam tarafında yatan bir adam görüyordum. Sokak lambalarının ışığı yüzüne doğru yansımaktaydı. Burada yatan adamın ağlayıp sızlamasının nedeni her tarafının kanlar içerisinde olmasından kaynaklanıyordu. Sanırım çok feci bir şekilde dövülmüş ya da dövüldükten sonra buraya  bırakılmıştı. Bir kaç kemiği kırılmış ağızı burnu da kanlar içerisindeydi. Halsiz olduğundan sorduklarıma doğru düzgün  yanıt veremiyordu. Onu daha fazla yormadan baş ucunda beklemeye kadar verdim.
  Sabah olmuştu ve ben gözlerimi hiç kırpmamıştım. Sabaha kadar yaralı adamın başında beklemiştim. Az biraz sonra yaralı adam da uyanmıştı. Kim olduğu bunları kim yaptığını aç mı tok mu neler olduğunu birer birer sormuştum. Hepsine tek tek düzgün bir şekilde cevap vermişti. Alacakları tarafından köşeye sıkıştırılmış ve işkenceye kadar her türlü aletle zorla dövüşmüştü. İki gündür burada kalıyor  ve hiç birşey de yememişti. Nerede yaşadığını ve ne işle meşgul olduğunu da söylememişti. Şimdi de benden ona yiyecek birşeyler bulmamı ve giyebilecek kıyafetler getirmemi istiyordu. Bende ne yapıp edip onun isteklerini yerine getirmeye çalışacaktım.
    Akşam vakti ,zorda olsa  istediği herşeyi bulup getirmiştim. Elimden geldiği kadar ona yardım edebiliyordum. Elini yüzünü yıkadıktan sonra ,giyecekler üzerine tam olarak uymuş ve oturmuştu. Karnını da bir güzel doyurmuştu. Buradan ayrılırken bana çok teşekkür edip elime de bir not tutuşturmuştu. Yaralı adam kendisini biraz topladıktan sonra öylece yanımdan ayrılmıştı.
Aradan bir kaç dakika geçtikten sonra verdiği kağıdı açıp içinde neler yazıyor ona bakıyordum. Kağıtta bir adres ve üç gün içerisinde buraya gelmemi talep eden bir not bulunuyordu. Kağıtta yazan adresin neresi olduğunu tam olarak bilmiyordum fakat oranın şehrin merkezinde olduğunun kanaatindeydim. Oraya gitmelimiydim veya gitmemeliydim. Bu soruyu çok fazla düşünmeye başladım. Acaba bu adreste beni ne bekliyor olacaktı. Ne için fazla birşey söylemeden öyle çıkıp gitmişti bir türlü anlayamamıştım.
Üç gün geçtikten sonra kararımı vermiştim. Çok düşündüm ve söylediği adrese gidecektim.
   Yazdığı adres tam olarak burayı gösteriyordu. Önümde büyük ve lüks bir ev duruyordu. Acaba yanlış mı gelmiştim bilmiyordum. Benimle dalgamı geçiyordu. yada söylediği adres tam olarak burasımıydı birazdan öğrenip görecektim. Kapıyı çaldım. ve  kapıyı açan güzel bir kadınla karşılaştım. Yukarıya çıkmamı ve beyefendinin beni yukarıda beklediğini söyledi. Sakin adımlarla merdivenlerden yukarı doğru çıktım. Sanırım yaralı adam sağdan ikindi odada duruyordu. Çünkü kapıda büyük harflerle ismi yazıyordu. Kapıyı bir kaç tek tıklattıktan sonra heyecanlı bir şekilde odadan içeri girdim. ve sıcak bir karşılamayla karşılandım. İnşaatta gördüğüm o yaralı adam pahalı kıyafetler giymiş çok güzel bir odada duruyordu. Meğerse yaralı adam çok zengin bir insanmış ,rahat ve güzel bir hayat sürüyormuş...  Beni karşısında gördüğü anda kibar bir tonuyla hemen konuşmaya başladı;
   - Yeni hayatına hoşgeldin evlat!  bana yaptığın iyiliklerden ötürü seni güzel ve lüks bir dünyanın içerisine sokmuş bulunuyorum. Bundan sonra yaşayacağın hayat mutlu ve huzurlu bir şekilde devam edecek... Bu da benim sana teşekkürüm olsun. diyerek lafını orada bitirdi. Bende ne yapacağımı ,ne söyleyeceğimi bilmeden öylece donup kalmış ve bundan sonra ki hayatımın nasıl devam edeceğini merak etmeye başlamıştım.

Peki şimdi ne olacak ?
   

26 Ekim 2010 Salı

Şoför...

   Her gün olduğı gibi bugünde takım elbisemi giyip işe gidiyor yalanıyla evden ayrılmıştım. Kimseye işten atıldığımı söyleyemiyordum. Hala takım elbise mi giyip işe gidiyor numarası yapıyordum. Büyük bir firma da üst düzey yöneticiyken ekonomik kriz bizi de hedefi  altına almıştı. Utancımdan kimseye birşey söyleyemiyor her gün işe gidiyor bahanesiyle kendime yeni bir iş bulana kadar kimseye birşey  farkettirmeden  yaşamıma devam etmek  istiyordum.
   Bu sabah da kapıyı sessizce kapatıp evimden ayrılmıştım. Başı boş sokaklarda öylece dolanıyordum. Sabah kahvaltı niyetine kendime sıcak simit  almış caddeye yürüyerek uygun bir  iş bakıyordum. Sabah vakti trafik hayli bir kalabalıktı. Trafikten nasibini alanlar oldukça sinirliydi. Sağ şeritten lüks bir araba içerisinden adamın biri bana doğrı seslendi. Bu yaşlı bir adamdı. Arabayı daha fazla kullanamayacağını ve bundan sonra yola benim devam etmemi istiyordu. Sanırım zengin biriydi ve kendisine bir şöfor arıyordu. Biraz sohpet ettikten sonra laf dönüp dolaşıp iş mevzusuna döndü. Ona işsiz olduğumu ve iş aradığımı söyledim. O da daha ben yolda yürürken bunun farkına vardığını ve bana iş teklif etmek için arabasına aldığını söyledi. Özel şöförüm olurmusun diye rica da bulundu. İyi de bir maaş teklif etti. Bende ister istemez hemen kabul ettim. Yapacaklarım sadece onu evden işe  birde uğrayacağı mekanlara bırakmak olacaktı. Bu da benim için gayet uygun bir çalışma biçimiydi. Yeni patronumu evine bıraktıktan sonra kendi evime huzurlu bir şekilde dönmüş bulunuyordum. Sabah ki ilk işimde patronumu evinden almak olacaktı. Şöförlüğü çok sevmiştim ve bu işi uzun yıllar sürdürmek istiyordum.
    Kimselere birşey farkettirmeden yeni işime başlamış bulunuyordum. Benim için sadece çalıştığımı bilmeleri yeterliydi. Gerisine zaten kimse karışamaz ve birşey diyemezdi. Evime ekmek getiriyorsam ne mutlu bana...
    Sabah sekizde patronumu evinden almış ve bir mekana uğramak için  yolumuza durmaksızın devam ediyorduk. Geldiğimiz mekanın güvenliğini uzun boylu ,kaslı  ve silahlı adamlar sağlıyordu. Burada yarım saat kadar durduktan başka bir yere uğramak üzere oradan ayrılmıştık.
Bugün tam beş ayrı mekana uğramıştık ve mekanlarda gördüğüm adamlar genellikle iri yapılı silahlı adamlardı. Sürekli silahlı insanlar ve büyük patronlar görüyordum. Sanırım yaptığımız iş yasalara aykırı tehlikeli bir işti. Günler geçiyor ve daha ne iş yaptığımı tam anlamıyla çözememiştim. Patron sadece arabayı kullanmamı ve hiç birşey sormamamı istiyordu.
     Bu sabahta erkenden yola çıktık. Patronun hem iyi dostları hemde düşmanları vardı. Tam olarak neler dönüyordu hiçbirşey bilmiyordum fakat bu işte büyük paralarla oynuyorlardı... Issız ve sessiz bir yoldan içeri girmiştik. ve birden silah sesleri gelmeye başladı. Arkamızdan bizi takip eden bir araç sürekli ateş ediyordu. Sanırım bunlar patronun düşmanlarıydı. Ateş altına alınmış ve tuzağa düşmüştük. Araba delik deliş olmuş her yeri hasar görmüştü. Hayatımız tehlikeliydi. ve bu durumdan kurtulmamız gerekiyordu. Yoksa bu saldırıdan yaralanmadan  kurtulamazdık. Karşılıkta veremiyorduk.
Bir araç  aniden önümüze çıktı.ve yolumuzu kesmişti. Artık kapana kısılmıştık ve yapacak hiçbirşey kalmamıştı. Sanırım ikimizi de silahla vurup öldüreceklerdi. Büyük bir ihtimal bunu yapacaklardı. Önümüzü kesen araçtan  siyah gözlüklü bir adam indi ve bize doğru geliyordu. Siyah gözlüklü adam aniden bizim arabanın arka kapısını açtı ve birşey demeden patronumun alnına ve göğsüne iki el ateş etti. Çok korkuyorduk ve elimizden de hiç birşey gelmiyordu. Gözlerim önünde bir insan silahla öldürülmüştü. Şoktaydım ve son  duamı etmek üzereydim.
Patronumu öldüren adam arabadan inmemi ve onlarla gelmemi söyledi. Arkadan kel bir adam gelip ellerimi bağlayıp ağızımı da bantlamıştı. Beni nereye götüreceklerdi. Hiç birşey bilmiyordum. Sadece korkuyor ve hayatımdan endişe ediyordum. Bu adamlar kim ? Patronumu neden vurdular ? Beni nereden tanıyorlar ? Bana ne yapacaklar ? Nereye gidiyoruz? hiç birşey bilmiyordum. Sadece aklıma kötü kötü düşünceler geliyordu.
  Cesedi arabanın bagajına tıkıp hızla oradan ayrılmıştık. Bu adamlar hiç birşey olmamış gibi soğuk kanlılıkla hareket ediyorlardı. Nereye doğru gidiyorduk aklımdan hep bu tür sorular dönüp dolaşıyordu... ve birden bir kaç el daha silah sesi duymaya başladım. Bu sefer de ateş altında kalmıştım. Sanırım bu adamlar ya patronumun adamlarıydı yada bu eşkiların hesabını kapatmak isteyen kendi düşmanlarıydı. Arabayı çember altına almış seri bir halde arabaya ateş ediyorlardı. Hayli kalabalıktılar. Yanımda ki soğuk kanlı adamlar korkudan tirtir titriyor ve ne yapacaklarını bilmiyorlardı. Çünkü mermileri bitmiş karşı tarafa karşılık veremiyorlardı. Silahlar bir türlü susmuyor ve ateş etmeye devam ediyorlardı. Arabayı kullanan kel adam vurulmuştu. ve daha fazla arabayı kullanamayacak duruma gelmişti. Konrolsüz bir şekilde bariyerlere çarpmış ve kaza yapmıştık. Bende kafamdan fena bir biçimde yara almış ve bacağımı koltuğu arasına feci bir şekilde sıkıştırmıştım. Arabada üç kişiydik. Kel adam yaralı ve vurulmış bir halde son nefesini burada vermişti.  Patronumu vuran adam ise hala can çekişiyordu. Şu an ne olacağını bilmiyor ve bir an önce bana gelebilecek olan yardımları bekliyordum. Derken bizi silah altına alan adamlar karşımıza  geçmiş zalimce ateş etmeye başladılar. Arabayı delik deliş ettikleri yetmedi. Bizi de parçalarcasına ,şarjörlerini boşaltana dek delik deşik etmişlerdi. Nasıl bir işte çalıştığımı son nefesimi verirken anladım.. ve bunu da canımı feda ederek ödemiş oldum.
   Peki bu durumda benim günahım neydi ?

25 Ekim 2010 Pazartesi

Hayatımın Kadını...

   Her zaman onu düşüyordum. Bu sabah da onu düşleyerek uyandım. Yalnız o bunu farkında bile değil. Fakat ben onu çok özlemiştim. Sabahın ilk ışıkları yanar yanmaz her zaman olduğu gibi onun bu sabahta evden ayrılışını izleyecektim. Akşam geri dönecekti. Fakat ben onu akşama kadar çok özleyecektim.
   Camdan bakarken evinden ayrılmasını çok net göremiyordum. Onu genellikle evinin karşısında duran ağaç arkası veya arabanın kenarından öylece izleyerek kendimi  avutuyordum. Her sabah aynı saatte evden çıkıyor ,her akşam aynı vakitte eve geliyordu. ve ben her gün sessizce kenar köşede onu izliyordum. Ne iş yapıyor ,nelerle uğraşıyor, hangi insanlarla gezip dolaşıyor hakkında hiç birşey bilmiyordum. Mahallemize yeni taşınmıştı ve ben şimdiden onu esiri olmuştum. Tuhaftı neden ona kafayı takmıştım bilmiyordum. Onu görmeden yapamıyordum. O benim hayatımın kadıydı. ve onsuz bir dünya düşünemiyordum.
    Saat gece yarısını geçmişti ve o daha yeni eve varıyordu. Topuklu ayakkabılarını yere vura vura sokağa girmiş evine doğru ilerliyordu. Çok net göremesemde evinden içeri adımını atmıştı. Gece vakti de göze hayli bir güzel geliyordu.
Sabahın ilk ışıklarında sokağa inmiş evden çıkışını izlemek istiyordum. Saatime göre birazdan evinden çıkacaktı. Onu yakından görmek daha bir keyifli geliyordu. Yine süzüle süzüle dalgalanmış kumral saçlarıyla merdivenlerden zarifçe iniyordu. Onu takip edip bu işin büyüsünü bozmak istemiyordum. Kendi dünyasında ki hayatına bugünde bensiz başlamıştı. O işine bende evime doğru yolumu tutmuştum.
    Kumral saçları ela gözleri uzun bacakları zarif bir vücudu vardı. Ona günden güne daha fazla hayran oluyordum. Adeta büyüsüne kapılmış ,rüzgarında savruluyordum.
 Akşam üzeri her zaman ki vaktinde evine gelmişti. Ben yine köşeme çekilmiş onun gelişini seyrediyordum. Sanırım ailesiyle mütevazi bir hayat yaşıyordu. Birbirimizi tanımasakta tanışmamamız için de hiç bir engel yoktu. Fakat onu uzaktan tanıyarak hayal kurmak benim daha çok hoşuma gidiyordu. Karşımda dursa ömür boyu onu izleyebilirdim. Tutulmuştum ve vazgeçemiyordum.
   Onu izleyişlerim her gün devam ediyordu. Sabah akşam onun eve gelip gitmesini bekliyordum. Farkımda olmamasına rağmen artık o benim hayatımda yer edinmişti. Programlarımı ve düzenimi altüst etmiş ruhunu içime işlemişti. Artık onu beklemekten başka birşey yapmıyordum. Hayatımdan kopmuş sadece onu düşünüyordum. Sadece onu...
   Saat gece yarısını geçmesine rağmen hala eve gelmemişti. Sanırım işleri yoğun ve geç saatlere kadar çalışıyordu. Hayatımın kadını belki de yorgun ve mutsuzdu. Çalışmaktan bunalmış üzgün üzgün evine dönüyordu. ve derken Kapının önüne spor bir araba yanaştı. Arabadan inen kişi benim kadınımdı. Herhalde iş arkadaşı saatin geç olmasından dolayı bir nezaket gösterip onu evine bırakmıştı. Fakat arabadan inerken hayli bir samimiydiler bu da benim değişik fikirlere kapılmama yol açmıştı. Sevgilisimiydi acaba ? Aklıma olur olmadık düşünceler geliyor ve bu adamın kim olduğunu merak ediyordum.
Artık onu biraz daha yakından tanımanın vakti gelmişti. Sabah ilk işim onu takip etmek ve  nerede çalıştığını o adamın kim olduğunu öğrenmek olacaktı.
    Her zaman ki gibi sabah onun evden çıkmasını bekliyordum. Bu sefer onun nerede çalıştığını sabahları nereye gittiğini öğrenecektim. Sabah evden biraz geç ayrılmıştı. Bu benim için problem değildi. Ben  beklemekten asla usanmam. Onu takibime almıştım. Her zaman ki gibi topuklu ayakkabılarını yere vura vura ilerliyordu. Caddeye varmıştık. Onu siyah bir arabanın içerisinde bir adam bekliyordu. Bu adam dünkü kişi değildi. ve Arabaya atlayıp hemen yola koyuldular. Bende taksiye binip onları takibime devam ettim. On kilometre kadar mesafe kat ettikten sonra merkez yakınlarında bir yerde inmiştik. Siyah arabalı adam kadınımı bir pasajın önünde bırakmış kendi yoluna devam etmişti. Hayatımın kadını her halde bu pasajın içerisinde çalışıyordu. Fakat ne iş yapıyordu. Hiç bir bilgim yoktu. Saat neredeyse öğlen olmuştu. Neden bu saatte işe gelmişti onu da anlamamıştım. Hızlı bir şekilde pasajın içine girmiş yukarı doğru çıkmıştı. Sanırım geç kalmıştı.
   Aradan beş dakika geçmişti. Pasajın içine girmeye karar vermiştim. Pasajda ki dükkanlar kapalıydı. İkinci katta sadece bir yer açıktı. ve oradan içeri girmiştim. Oradan içeri girdiğimde gözlerime inanamıyordum. Hayretler içerisinde kalmıştım. Çünkü girdiğim yer bir genelevdi. İçeride bir sürü kadın kendisine müşteri bekliyordu. Hayır!. benim kadınım burada çalışıyor olamazdı. Odaları bir bir ziyaret ettim. ve üçüncü odada kadınımı görmüştüm. Uygunsuz bir vaziyette kendisine gelecek müşterilerini bekliyordu. Oradan koşarak uzaklaştım. Hiç durmadan koştum .Buralardan kaybolurcasına ondan daha uzaklara gitmek için koşuyordum. Nefes nefese kalana kadar gittiğim yere kadar koştum. Hala şoktaydım ve kendine gelememiştim. Böyle bir kader böyle bir hayat olamazdı.
Meğerse hayatımın kadını bir hayat kadınıymış...
 
    Peki şimdi ne olacak ?

19 Ekim 2010 Salı

Kanlı Gün...

   Güzel bir gün geçirmiş ,bugünü de tamamlamıştım. Bir kişi hariç tam kadro bugun  kolları sıvamış keyifli bir halde çalışmıştık. Patron hariç herkes bugunkü görevini yerine getirmişti. Hiçbir bilgi alamamamıza rağmen bugün de patron şirkete uğramamıştı.
   İş yerimden çıkmış evime doğru ilerliyordum. Yolun yarısına geldikten sonra yerde koyu lekeler görmeye başladım. Dikkatli bir halde bakınca bu lekelerin kan olduğunu farkettim. Yol üzerinde karanlık bir sokağa girmiştim. Buradan ilk defa geçiyordum. Yolumu kısaltmak için de bu yönü kullanmıştım.      
   Yerdeki kanlar giderek artıyordu ve bu kan izlerinin nereye kadar gideceğini öğrenmek istedim. Yüz metre kadar ilerlemiştim. Kanlar git gide artıyordu. Bu kan izleri beni nereye götürecekti çok merak ediyordum. Issız bir araziye doğru girmiştim ve ileride ufak bir kulübe görüyordum. Sanırım kanlar orada sona erecekti. Sessizce kulubenin önüne gelmiştim. Dediğim gibi kan lekeleri burada sona ermişti. Burası dipsiz uçsuz bir yerdi ve etrafta kimse yoktu. Göz ucuyla kulübe de ki delikten içeriye doğru bakıyordum.
Gördüklerim karşısında gözlerime inanamamıştım. İçeri de üç kişi duruyordu. İkisi ölü bir vaziyette bir masanın üzerine kanlar içerisinde yatıyor ve diğer şahıs cesetlerini parçalara ayırmakla uğraşıyordu. Yüzünde ki maske den ötürü bu vahşeti işleyenin kim olduğunu tam olarak anlayamamıştım. Testereyle onları adeta dilimliyordu.
Masanın üzerinde ki kurbanlar orta yaşlarda biri erkek diğeri de kadın oluyordu. Sanırım bunlar evli bir çiftti. Kim olduklarını bilmiyordum fakat neden katledildiklerini çok merak ediyordum.
   Katil soğuk kanlılıkla  kurbanlarını doğramaya devam ediyordu. Kanları bile boşa harcamıyordu. Ayrıca onları içmekle de uğraşıyordu. Tahminlerime göre canavar ,katil kurbanlarını yol üzerinde kıstırmış ve kafalarına sert bir cisimle vurduktan sonra ,sürükleye sürükleye buraya getirmişti. Hayretler içerisinde iki insanın nasıl katledildiklerini izliyordum. Bu vahşi katil cesetleri doğradıktan sonra parçaları siyah bir poşete dolduruyordu. Nasıl bir yapı ve insanlık varsa kurbanların kanlarından dört bardak içmişti. Ya bu parçaları evine götürüp yiyecekti ya da denize veya çöp konteynırına atacaktı. İki insanın  gözlerimin önünde vahşi bir halde  parçalara bölünüp dilimlenişlerini izledim. Şoktaydım ve hala beni görecek korkusuyla onu gözetmeye devam ediyordum.
   Katil soluklanmak için kafasında ki maskeyi çıkarmıştı. Sırtı dönük olduğundan  kim olduğunu net bir şekilde görememiştim. Bu ufak boşluktan gördüğüm kadarıyla ,katil uzun boylu, geniş vücutlu ve orta yaşlarda bir insandı.
Hafifçe benim baktığı yere doğru döndü ve o sırada kim olduğunu görmüştüm .Bugun şok üstüne şok yaşıyordum. Çünkü seri ve acımasız kati,l iş yerimde ki patronum çıkmıştı. Bu durumda demek oluyor ki  patronumun asıl  işi insanları öldürüp katletmekti. Bu aklıma gelebilecek en kötü olaydı. Patronumun böyle bir insan olduğuna hala inanamıyordum. Gözlerimin önünde evli bir çiftli dilim dilim doğramıştı. Bugun iş yerine gelmeyip bütün gün bu insanları öldürmek ve doğramakla uğraşmıştı. Bizde her zaman onun çok iyi ve dürüst bir insan olduğunu düşünüyorduk. Meğerse bu dağın görünen yüzüymüş insanlara iyi görünen patronum aslında bir katilmiş ve bunu sadece ben biliyordum. Şimdi ne olacak çok merak ediyordum.
   ve birden katil;
- 'Kim var orada diye' seslenmişti.

18 Ekim 2010 Pazartesi

En Büyük Hayalim...

   Hedefimiz her zaman en iyisi olabilmekti. Kendi grubumuzu kurmuştuk ve ben bu grubun solistiydim.  Müziğe başlayalı tam beş yıl olmuştu. Müzik zevkim grup kurmama bile engel olamamıştı. Grubumuz dört kişiden oluşuyordu. Gitarist ,Solist ,Baterist, ve solo gitarist. Kendimize göre kulağa hoş gelen çok güzel müzikler yapıyorduk. İlk önce okulda gösterilere katıldık orada performansımızı sergiledik. Sonra küçük cafeler büyük barlar derken, müzik dinlenebilen her yerde sanatımızı göstermiştik. Müziğimizi her yerde sergiledikten sonra albüm çıkarmaya karar vermiştik. Kendi kitlemiz bile oluşturmuk. Önümüzde albüm çıkarmak için hiç bir engel kalmamıştı.    Uzun uğraşlar sonunda bize albüm çıkaracak bir prodüktör bulmuştuk. O da bizi beğenmişti ve müziğimizden etkilenip albüm yapmaya karar verdi. Basamakları birer birer tırmanıyorduk. Müzik benim herşeyim ve onsuz yapamazdım. En büyük hayalim albüm çıkarmaktı. Buralara gelmek için çok uğraştık ve sonunda istediğimizi elde edecektik.     Prodüktörle el sıkıştıktan sonra hiç ara vermeden stüdyoya girip kayıtlara başladık. Gece gündüz demeden albüm için uğraşıyorduk. Çok fazla emek harcıyorduk ve emeğimizin karşılığını da görmek istiyorduk. En büyük hayalimin gerçekleşmesine az bir süre kalmıştı. Stüdyo da yatıp stüdyo da kalkıyorduk albümün tamamlanmasına bir kaç hafta kalmıştı. Çabaladık çabaladık ve sonuca varmıştık. Artık albümümüz hazırdı ve bize düşen sadece albümün satışa çıkacağı günü beklemekten başka birşey kalmıyordu. Hepimiz çok heyecanlı ve mutluluktan havalara uçuyorduk.   Katalog çekimlerini de bitirdikten sonra ilk kopya kasetimiz elimize ulaşmıştı. Dinledik ve çok iyi olduğunu düşündük. Yarın albümümüz satışa çıkıyordu. Umudumuzu yitirmeyip albümün ses getireceğine inanıyorduk. Çünkü çok fazla gayret ettik. Prodüktörümüz bizden desteğini hiç bir zaman eksik etmedi. Yarın da klip çekimleri vardı. Çıkış parçamızla birlikte artık bizde bu piyasada yerimizi almıştık. Herşeyimiz hazırdı ve müzikseverler için güzel bir albüm çıkardığımıza inanıyorduk. Çıkış parçamız radyolar da ve tvlerde dönüp duruyordu.Gördüğümüz kadarıyla parçamız çok sevilmişti. Her yerde bizim parçamız çalıyordu. Telefonlarımız susmuyor ve sokağa çıktımız anda  ünlenen tanılan simalar haline gelmiştik.    İlk konser teklifimizi almıştık .Hafta sonu açık havada hayranlarımızla buluşacağımız ilk konseri verecektik. Heyecandan havalara uçuyor ve çok mutluyduk... ve ilk konserimize çıkmıştık. Hiç beklemediğimiz kadar kalabalıktı. O gün benim en mutlu günümdü. En büyük hayalim gerçek olmuştu. Bizi dinleyen büyük bir kitleye sahiptik ve hayranlarımız günden güne artmaya devam ediyordu. Konser sonrası istenmeyen bir olay yaşanmıştı. Ben ve gitarist arkadaşım birbirimize girmiştik. Kendisi gitaristliği bırakıp solist olmak istiyormuş. Gruplarda her zaman solistler ön planda olduğu için kendince böyle bir karar almış... Bu nedenle aramızda büyük bir tartışma yaşanıyordu. Bunun sonu kavgaya kadar gitti ve onun gruptan ayrılmasına hatta kovulmasına kadar devam etti. Kendisini birşey zannedip bize karşı horozlanmaya kalktı ve sonucunu kötü bir kararla görmüş oldu. Artık grubumuz üç üyeden ibaretti. Yeni gitarist bulana kadar yolumuza üç kişi devam etmeye karar verdik. Bu arada konser teklifleri almaya devam ediyorduk. Grubun solisti olduğum için daha çok seviliyor ve diğer üyelerden daha çok tanılıyordum. Bu durum beni hiç rahatsız etmiyordu. Bir diğer konserimiz dört gün sonraydı. Yine çok heyecanlı bir konser bizleri bekliyordu. Çalışmalarımıza ara vermeden hızla devam ediyorduk. En büyük hayalim gerçek olmuş ve yoluma emin adımlarla devam ediyordum. Çok mutluydum. Hem biz hem de müziğimiz kazanıyordu.    Büyük konsere sadece dakikalar kalmıştı. Yine kalabalık ve coşkulu hayranlarımız bizleri bekliyordu. Sahneye çıktık ve müziğimizi her yaştan kitleye itfah ediyorduk .Sahne şovları ve eşsiz müziğimiz insanları etkileyeme devam ediyordu. Alkış kıyamet yer yerinden oynuyordu. Şarkılarımız dilden dilen dolanmış ve bizle beraber söyleniyordu. Konser tüm coşkusu ve hızıyla devam ediyordu.  ve birden ön sıralardan sahneye biri fırladı. Bu kişi bizim eski gitaristimizdi. Alkollü bir halde kendisini sahneye atmış ve mikrofonu elimden zorla kapmıştı. ve herkese 'onu değil beni alkışlayacaksınız' diyordu. Güvenlik görevlileri olaya müdahale etmeden cebinden bir silah çıkarıp bana doğrulttu ve ateş etti. Sahneden kanlar içerisinde kalmış ve yere yığılmıştım . Hala insanlara onu değil sadece beni alkışlayacaksınız diyordu. Kendinden öyle bir geçmiş ki bir insanı vuracabilecek kadar cesaretlenmişti. Bu kıskançlık krizi genç bir insanın ölümüne neden olmuştu. Çaresiz bir halde sahnede kanlar içerisinde  yatıyordum. Herkes panik halinde oradan oraya koşuyordu. İnsanlar hızlı bir şekilde konser alanını  terkediyordu. ve  ben son kez kanlar içerisinde hayranlarıma bakıyordum.    Müzik hayatım daha yolun başındayken hüsranla sona ermişti ve Hayallerimin hiç birinde sahnede böyle bir şekilde  ölmek yatmıyordu.

11 Ekim 2010 Pazartesi

İntikam...

   Kış vakti ansızın bavulumu valizimi toplayıp tatile çıkmaya karar vermiştim. Kuzeye ,kayak yapmaya gidecektim. Yolculuğum daha keyifli geçsin diye de otobüsle gitmeye karar verdim. Pazar akşamına biletimi almıştım. Yerim orta koltukların birinde cam kenarındaydı.
   Yolculuk başlamıştı. Otobüsün gidiş süresine göre v bir aksilik çıkmazsa eğer yolculuğum beş saat sürecekti. Hava da ne kar ne de yağmur vardı. Sadece rüzgarlı ,soğuk ve buz kesen bir hava vardı. Yanımda geniş vücutlu iri bir adam oturuyordu. Yolculuk başladı başlayalı hiç konuşmamıştı. İki yerde mola vermemize rağmen hiç bir yerde otobüsten inip molasını kullanmamıştı. Sizde mi tatile gidiyorsunuz ? sorusunu  umursamamıştı bile... Gördüğüm kadarıyla  garip kendi halinde kimseye bir zararı bulunmayan sessiz bir adamdı.
Bir yerde daha mola vermiştik. Bu mola da otobüsten inmemiştim. Çok fazla uykum olduğu için kafamı camın yanına yaslayıp uyumayı tercih etmitşim. Uyandığım anda ise yanımda kimseyi görememiştim. O sessiz garip adam yanımda oturmuyordu. Sağımdan  arka koltuklara doğru dönüp göz gezdirdim. Adamı hiç bir yerde görememiştim. Otobüs görevlisini yanıma çağırıp yanımda ki adamın nerede olduğunu sordum. Mola yerinde indiğini  o kadar bekledikleri halde bir daha otobüse binmediğini söylemişti. Garip bir adam olduğunu yineliyordum. Gerçekten tuhaf bir adamdı. Yolculuğumuz güzel şekilde devam ediyordu. Yolculuğun bitmesine yanlış hesaplamadıysam bir saat kadar kısa bir süre kalmıştı. Gece ayazında ağır ağır ilerliyorduk. Yolcuların çoğu uykuya dalmıştı. Yanlış görmüyorsam otobüste bir ben bir de şöför uyanıktık.
   Birden sağ reşitten kırmızı bir aracın içerisinde bir adam otobüsün camına taş atmıştı. Neye uğradığımızı şaşırmıştık. Arabanın içerisinde en az beş kişi vardı. ve ellerinde bulunan taşları arabalarından otobüse doğru fırlatıyorlardı. Herkes panik halinde uykularından uyanmıştı. Neler olup bitiyordu kimse farkına varamamıştı. Kaptan otobüsü sağa çekti ve olayın vaziyetini anlamaya çalışıyordu. Gece vakti bir kaç serseri yolumuzu kesmiş bize saldırıyordu. Kırmızı arabadan tam beş kişi inmişti. Otobüsün önünü kesmiş  taşlamaya ve sopalarla vurmaya devam ediyorlardı . Kimse otobüsün içerisinden bir yere kıpırdayamıyordu. Herkes kafasını eğmiş koltukların arasında kendilerini korumaya çalışıyordu. Ya bunlar alkolü fazla kaçırıp sapıtan insanlardı ya da yol eşkiyalarıydı. Herkes ağlamaklı olmuş kendisinden bir haber çaresizce duruyordu. Kırmızı araçtan inen beş eşkiya otobüsü sallıyordu. Otobüsü öyle bir sallıyorlardı ki sanki birinden intikam alıyorlardı. Böyle sallamaya devam ederlerse otobüs devrilecekti. Otobüsü öyle bir dağıttılar ki bundan sonra ne çalışırdı  ne de yolculuğa kaldığı yerde devam edebilirdi. Herkes gibi bende korkmuş panik halinde çaresizce bekliyordum. Camın kenarından yol eşkilarına göz ucuyla bakmak istedim. Aralarında biri çok dikkatimi çekmişti. Bu yaşadığım ikinci şoktu. Çünkü içlerinde ki adam yolculuk sırasında yanımda oturan geniş vucutlu iri adamdı. Gözlerime inanamıyordum. Sessiz sakin adam dediğim kişi meğerse azılı bir psikopatmış .Artık nasıl bir ruh hali içerisine girmişse otobüse saldıracak kadar sinirkenip kızmıştı. Dışarıdan duyduğum seslere göre sırf bunu otobüse alınmadığı  ve beklenmediği için yapıyormuş. O kadar sinirlenmiş ki yanında ekibini de alarak otobüse saldırı bile düzenlemişti. Bu adamın garip biri olduğu belliydi fakat psikopat olacağını hiç mi hiç düşünememiştim.
  Korkulu anlar devam ediyordu. Kimse yerinden kıpırdıyamıyor gelecek olan yardımları bekliyordu. Otobüs sallanmış ve devrilmişti. Yolcuların çoğu kanlar içerisinde kalmıştı. Altta kalanlar ve ezilenler olmuştu. Benim de çenem feci bir şekilde koltuğun kenarına çarpmıştı. Artık otobüsün içerisi yaralılarla doluydu. Çığlıklar içerisinde insanlar bir an önce kurtulmayı bekliyordu ve ellerinden de hiç birşey gelmiyordu. Olayın dozunu fazla kaçırıp birden otobüsü molotoflamaya başladılar . Daha camdan kimse kaçamadan otobüsünün içini molotof kokteyleriyle doldurmuşlardı. Otobüs kış vakti yol kenarında ,içinde mahsur kalmış yolcularıyla birlikte cayır cayır yanıyordu. Bakalım bundan sonra neler olacaktı. ? Bir psikopatın otobüse binişi o kadar insanın hayatını bir anda nasıl değiştirmişti.  Akıl almaz intikamın sonu nereye varacak. Şimdi herkes ölümle yaşam arasında ki  kısa çizgide umutsuz bir halde gidip geliyordu.

10 Ekim 2010 Pazar

Son Oyun...

   Hergün olduğu gibi bugün de camdan dışarıyı izliyordum. Diğer çocuklardan farklı bir çocukluk dönemi geçiriyordum. Vaktimi onlar gibi  sabahtan akşama kadar sokaklarda oyunlar oynayarak geçirmiyordum.
Akşama kadar sadece düşünüyordum. Oyun oynamaktan ziyade her gün daha zeki bir insan olabilmek için farklı metotlar denemeye çalıyordum. Ben onlardan farklıydım. Kendimi her zaman tek ve onlardan bağımsız bir halde yaşayarak geçiriyordum. Camdan bakarken de oynadıkları oyunları görebiliyordum. Okula da bakacak olursak bana göre gerizekalı topluluğunun barındığı yer olarak tanımlayabilirim. Ben kimseye benzeyemem. Tek başıma istediğimi yapabilecek zeka ya da sahiptim. 
   Yine sabah vakti camdan ,çocukları izliyordum. Kendi aralarında yakalamaca ,ebelemece dedikleri oyunu oynuyorlardı. O an biri evinden topunu getirmişti. Oynadıkları oyunu bırakıp birden top oynamaya başladılar. Aralarında bir güzel maç yapıyolardı . Gördüğüm kadarıyla da çok eğleniyorlardı.  Fakat ben bu tür oyunları oynamayı hiç düşünmüyordum. Sadece kendi yapacak ve yapmak isteyeceklerime konsantire olmuştum. Yaşıma göre kendimi daha olgun hissediyordum.
   Bizim ev giriş katta olduğu için çocukları çok net görebiliyordum. Bir çocuğun vurduğu top bizim cama isabet etmişti. Topu almaya gelen çocuk bana sende bizimle oynarmısın dedi. Bende ister istemez kabul ettim. Bakalım bende onlar gibi oyun oynarken eğlenecekmiydim. Beni takıma aldılar ve futbol oynamaya başladık. Oyuna öyle bir dalmıştım ki  hava hemen kararmıştı. Birazdan eve gidecektim. Bakalım onlarla arkadaşlığımı devam ettirecekmiydim. Her zaman kendimi çok ciddiye almışımdır.Oyun oynamak nasıl bir duygu daha yeni farkına varmıştım. Bu benim sokakta oynadığım ilk oyundu.
Topa biri öyle bir sert vurmuştu ki direk caddeye gitmişti. Bende topu almak için hızlıca caddeye doğru koştum. ve birden kendimi kanlar içerisinde buldum. Çünkü caddelen hızla geçen bir araç bana doğrudan çarpmıştı. Yerde kanlar içerisinde yatıyordum. Bana çarpan aracın şöförü panik halinde oradan uzaklaşmıştı. Herkes başıma toplanmış ve gelecek olan yardımı bekliyordu. Yoldan geçen bir araç beni  hastaneye götürdü. Hastanede beni hemen yoğun bakıma aldılar. Yoğun bakımdan çıkmış ve hayati tehlikeyi atlatmıştım. Tam on saat yoğun bakımda kalıp ameliyat olmuştum. Fakat ameliyat sonrası durum içler acısıydı. Çünkü yaşayabilmem için sağ bacağımı kesmek zorundaydılar. Ayağım öyle bir darbe almış ki baştan aşağı paramparça olmuştu. Çok üzülerek de olsa sağ bacağımı kesip almışlardı. Artık engelli bir insan olarak hayatıma devam edecektim. Çok üzülüyor ve sürekli kahrediyordum. Ailem arkadaşlarım herkes baş ucumda ağlıyordu .Benim ise her yerim kan ağlıyordu. Bir anda nasıl bir duruma düşmüştüm inanamıyordum. Oynadığım ilk oyun benim için son oyun olmuştu.
Yıllar sonra...
   Yılların ağarmasında sonra yine camdan bakıyor ve çocukların oyunlarını izliyordum. Tabi tekerlekli bir sandalyenin üzerinde oturarak... Aradan  kaç yıl geçmesine rağmen  herşey yerli yerinde duruyordu. O sokak, o acımasız cadde gülen cocuklar hiç biri değişmemişti. Fakat  benim orada oluşum tüm hayatımı değiştirmiş hatta ve  hatta tamamıyla mahfetmişti.

9 Ekim 2010 Cumartesi

Yaşlı Adam...

   Her sabah olduğu gibi yine dükkanımı açmıştım. Yaptığım iş ise kitapçılıktı. Cadde kenarında ufak bir kitap dükkanı işletiyordum. İşimi tek başıma ve severek yapıyordum. Sabah vakti etraftaki insanlar ya işlerine yetişmeye çalışıyorlardı ya da öğrenciler okullarına erken bir vakitte gitmek üzere sabah üzeri yollardaydı. Cadde üzerinde dükkanlar ,bankalar ve iş merkezleri gibi yerler vardı. Benim de dükkanım onların aralarında bir yerlerdeydi. Sabah tezgahımın önünde oturmuş hem gazetemi okuyor hemde etrafı izliyordum.
 
   Karşı tarafta yaşlı bir adam nedense dikkatimi çekmişti. Bu adam beyaz saçlı beyaz bıyıklı orta boylarda bir adamdı. ve Bankadan içeri girmişti. Saat ise on bir civarıydı. Etrafı seyrederken o yaşlı adamında ister istemez bankadan çıktığını gördüm. Yaşlı adam işin garip tarafı  çok net  bir şekilde hatırlamama rağmen eli boş içeri girmişti. ve çıkarken elinde bir çantayla çıkmıştı. Garip bir durumdu. Fakat bu durum beni hiç mi hiç ilgilendirmiyordu. Neden bu kadar önemsediysem.
 
   Bir gün daha başlamıştık.  Yine her zaman olduğu gibi dükkanımı erken bir vakitte açmıştım. Kapının önünde oturmuş çayımı yudumluyordum. Yine yaşlı adamı görmüştüm. Saat yine on biri gösteriyordu. Yaşlı adam eli boş bir şekilde bankadan içeri girmişti. Yarım saat durduktan sonra yine elinde bir çantayla çıkmıştı. Bu adam neyin nesiydi ? Ne diye bu saatte her gün bankaya geliyordu ? bilmiyordum... Fakat bu hiç mi hiç beni ilgilendirmiyordu. Sadece işimi ve kazanacağım parayı düşünmeliydim.
  
   Sabah vakti yine dükkanımı açmıştım. Bakalım bugün de  yaşlı adam aynı saatte bankadan içeri girecek miydi. Saat on bir olmuştu. Yine tam saatinde yaşlı adam elinde hiç bir şey olmadan bankadan içeri girmişti. Yirmi dakika kadar kaldıktan sonra her zaman olduğu gibi elinde bir çantayla dışarı çıkmıştı. Sanırım çok zengin birisiydi ve her gün yüklü miktarda para çekiyordu.  Yüklü bir miktarda parayı anca bu şekilde bitirebilirdi. Takip ettiğim kadarıyla bu gidip gelmeler iki haftadır devam ediyordu. Artık işin aslını ve astarını öğrenmenin zamanı gelmişti. Bankada tanıdığım bir arkadaşım vardı. Bu yaşlı adamın olayını ilk ağızdan anca ondan öğrenebilirdim. Neyin nesiymiş? Ne diye geliyormuş? gidip hepsini soracaktım. Bir kere aklıma takılmıştı. Öğrenmeden duramazdım.
   
   Ertesi sabah ,mesai saatleri içerisinde bankacı arkadaşıma o yaşlı adamın kim olduğunu sormak için bankadan içeriye girdim. Bankada üst seviye de olduğu için şube de neler olup bitiyor hepsinden haberdar olan bir bankacıydı. Hal hatır sorduktan sonra esas mesele olan yaşlı adamın kim olduğunu sormuştum. Verdiği cevap karşısında çok şaşırmıştım. Çünkü öyle bir adamın olmadığını ima etmişti. İstersem herkese sorabilirmişim. Öyle bir adam ne buraya geliyormuş ne de yüklü bir miktarda para çekiyormuş. Islarla böyle bir adamın olmadığını söylüyordu. Ona inanmalımıydım bilmiyordum. Kafam allak bullak olmuştu. Hemen dükkanıma gitmiştim. Hala öyle bir adamın olduğuna inanıyordum. Yarın sabah o adam bankaya gelecek miydi bunun düşüncesine kapılmıştım.
  
   Bu sabah hava biraz soğuktu. Malum kış yaklaşıyordu. Her zaman ki gibi yine ilk işim, işimi yerine getirip dükkanımı açmaktı. Bugün sadece kafam da o yaşlı adamın bankaya gelip gelmeyeceği  vardı.
Saat on biri geçmişti ve bankaya  ne gelen vardı ne de giden o yaşlı adam ortalıklarda gözükmüyordu. Ya yaşlı adam çok önemli bir kimliğe sahipti ya da gizli bir iş yapıyordu. Onu araştırtığımı anlayınca büyük bir ihtimalle kendisini farklı bir merkeze yönlerdirmişti.
  
   Bir kaç dakikalığına para bozdurmak için dükkandan ayrılmıştım... Geri döndüğümde ise içeri de bir adam duruyordu. Bu adam bankacı arkadaşımdı.

   -Yaşlı adamın kim olduğunu merak ediyordun ya dur sana göstereyim.

Birden poşetinden giyecek ,takma bıyık ve saç çıkarmıştı . Bunlar beyaz saç beyaz bıyık ve yaşlı kıyafetleriydi. Anlamıştım ki o yaşlı adam aslında bankacı arkadaşımmış gördüklerim karşısında şaşkına dönmüştüm. Son olarak her gün bankadan çıktığı çantanın içerisinde ne olduğunu sormuştum.

Cevabı ise hayli bir garip olmuştu.

' Hiç bitmeyecek bir hayat var' demişti.

8 Ekim 2010 Cuma

Tuzak...

   Son gözdem bir iş adamıydı. Hedefimde bu sefer o vardı. Tüm ihtiyacım olan sadece ondaydı. Neden mi ?
Çünkü ben bir üçkağıtçıydım. Tüm çevreme borçlanıp herkesi peşime takmıştım. ve bundan kurtulmanın kısa yoldan zengin olmanın en iyi ve en kolay yolunu biliyordum. İş adamından istediğimi ve istediğim kadarını çalacaktım.
   İlk önce ne yapar ne eder hergün adım adım takip ederim. Onun gibi yaşamaya başlarım ve onun gibi hareket ederim. Hedefimde ise kasasından yüklü bir miktarda para almak var. Buna kendi dilimde kasa temizlemek diyordum. Kendime ise kasa temizleyici... Böyle adamlar iki yerde para saklar ya evinde ya da iş yerinde ,ilk uğrayacağım yer ise iş yeri ve kendi odası olacaktı.
   Holdinge bir üst düzey yöneticisi vasfıyla gidip randevu alacaktım.  İş teklifi sunup cazip fiyatlar ve usulen güzel bir iş konuşması yapacaktım. Asıl dikkat edeceğim yer odasında kasanın olup olmaması eğer varsa gerçek işime bir an önce başlayabilirdim.
Zorda olsa randevu almıştım. Zaten biliyordum yanında kimsenin olmadığını ve  bugun kendinden başka iş yapmayacağını... Onun gibi olmak fazla zor olmamıştı.
Odasına doğru çıkmıştım . Konuşmam en fazla on beş dakika sürecekti. Daha fazlası işimi tehlike sokabilirdi. Dediğim gibi bir üst düzey yöneticisi vasfıyla gelmiştim . Hiç olmayacak olan hayal üstü projemi sunuyordum.  O konuşurken ben de odayı süzüyordum. Odası şaşalı büyük bir oda değildi. Demek oluyor ki odasına fazla önem vermiyordu. Çünkü burada onun için önemli birşey yoktu. Sadece bir odadan ibaretti.
Konuşmam yaklaşık on bir dakika sürdü. Birşey bulamayınca kısa kesip bir an önce oradan çıkmak istedim. Önümde tek bir seçenek kalıyordu. O da evine gitmek... Sabah olunca ilk işim bir ev ziyareti olacaktı.
   Evin önüne gelmiştim. Büyük bir villa da yaşıyordu. Evin korumasını bir güvenlik görevlisi yapıyordu. Gece vakti eve gelip kasanın nerede olduğunu anlayacaktım.
Eve arka taraftan girecektim. Elimde ki aletlerle kapıyı aralamıştım. Hızlı bir şekilde eve adımımı attım. Elimde bir fenerle evin içinde dolaşıyordum. Salon  ve mutfak oldukça büyüktü. Ev iki katlı olduğundan büyük bir ihtimalle yatak odası yukarı da ve kasa da odanın içerisindeydi. Sessiz sessiz yukarı çıkmıştım. İlk açtığım kapı banyoydu . Yanında ki oda da ütü odasıydı. Üçüncü denememde yatak odasında bulmuştum. Zengin iş adamı karısıyla beraber mışıl mışıl uyuyordu. Adımlarım o kadar hafifti ki bir nefes gibi sessiz kalıyordu.  ve kasayı görmüştüm. Kasa hemen iş adamını yanı başında duruyordu. Apaçık meydandaydı. ve orayı boşaltmak için sadece az bir zamanım kalmıştı. Geldiğim gibi sessiz bir şekilde evden ayrılmıştım.
   Üç gün sonra iş adamı ve biricik karısı bir haftalık tatile çıkacaklardı. Bu fırsatta kasayı temizleyip içinde ki yüklü miktarda ki parayı bir çırpı da alıp gidecektim.
   Beklediğin gün nihayet gelmişti. Güvenlik görevlisi hiç birşey anlamadan tereyağından kıl çeker gibi bu işi bitirecektim. Eve gece girdiğim gibi arka kapından kullandığım özel bir teknikle rahatlıkla girmiştim. Evde ne bir temizlik görevlisi ne bir bahçivan ne de hizmetçi vardı. Onlarda bu fırsattan istifade üç gün izine ayrılmışlardı. Eve girmek çok kolay olsa da kasayı açmak işimi biraz zorlaştıracaktı. Çünkü kasa alarmlıydı. İlk önce alarmı etkisiz hale getirdikten sonra kasayı açmam daha kolay olabilirdi.
   Odaya girmiştim. Benim de zengin biri olmama az bir zaman kalmıştı. Biraz uğraştıktan sonra sonunda alarmı etkisiz hale getirmiştim. Ne de olsa kasa temizlemek benim işimdi . Fakat bu kasa hayli bir zordu. Alarmı çözmek kasayı açmak gibi değildi . Kasa beni biraz  zorlayacaktı.
Bir saat kadar uğraştıktan sonra sonunda kilidi açmıştım. İçinde en az bir çuval dolusu para vardı.  Heyecandan duramıyordum. Yavaş yavaş zengin oluşumu izleyecektim. Kasayı hafiften çektim . ve içinde neler olduğunu görecektim. Gördüklerim karşısında gözlerime inanamıyordum. Çünkü olumsuz birşeyle karşılaşmıştım. Hala şoktaydım ve bir süre kendime gelemedim.
   O heyecanla açtığım günlerce araştırdığım en son ana kadar uğraştığım ,kasa beklemediğim bir şekilde boş çıkmıştı. Neye uğradığımı anlayamamıştım.. Ya kasa uzun zamandır boştu ya da tatile çıkmadan önce kasanın içinde ki bütün paralar alınmıştı. Bütün yapmış olduğum planlar ve yaşayacağım o güzel gelecek gözümün önünde yok olmuştu. Aniden kapıdan içeri birileri girmişti ve bir ses ellerimi başımın üzerine koymamı istedi.
   O an anlamıştım. Bu bir tuzaktı.

Peki şimdi ne olacak ?

7 Ekim 2010 Perşembe

Bir Gece Yarısı...

   Bir gece yarısı ,karşı evde oturan komşumu öldürmüştüm. Böylelikle sabrın bir yere kadar direnebildiğini anlamış oldum. Daha fazla dayanamadım bir gece yarısı evine gizlice girip onu yastıkla boğarak öldürmüştüm.
Sürekli sinirlerimi bozuluyordu. Hayatıma karışıp düzenimi yıkmaya çalışıyordu. Her zaman çok bilen ,çok sevilen çok eğlenceli biri olduğunu zannediyordu. Her yerde en iyisinin kendisi olduğunu varsayıyordu. Bu insan dünya için bir fazlalıktı. ve bu fazlalığı bir gece yarısı ortalıktan kaldırmıştım. Dünyamızdan silmiştim. Sonunda  ismeyerek de olsa görmek zorunda olduğum bir komşum yoktu.
  Bir gece yarısı önümde bir ceset duruyordu. Onu burada bırakamazdım .Çünkü her tarafa izimi bırakmıştım. Onu bu evden götürmeliydim. Bir cesetle ne yapabilirdim ? Onu parçalara ayırabilirdim. Bir deniz kenarına atabilirdim. Evin bir köşesinde saklayabilirdim. Fakat bunları yapamazdım. Parçalayabilmem için ne elimde bir alet ,denize kenarına atabilmem için de ne bir arabam vardı. En iyisi onu evin arka bahçesine gömmeliydim. İlk önce ölü komşumu kimse görmeden  bu evden çıkarmalıydım. Dışarıyı iyi kontrol etmeliydim. Sonra elimde kazma ve kürekle onu arka bahçeme gömebilirdim.
  Bir gece yarısı elimde bir cesetle dışarıdaydım. Onu arka bahçeye götürmem bir dakika sürecekti. Bu zaman diliminde kimseye görünmeden onu arka bahçeye getirip gömebilirdim. Çünkü  gece vakti  arka bahçeyi benden başka kimse göremezdi. Yaslıkla boğarak öldürdüğüm komşum ilelebet susmuştu. Artık en iyisi o değildi. Bu laubali tarafı onun ölümüne giden en temiz yol olmuştu. Bir daha  benim yanımda böyle bir insan asla olmayacaktı.
  Bir gece yarısı elimde kazma ve kürekle birlikte ,arka bahçe de bir ceset için çukur açıyordum. Onu beyaz bir jelatine sardıktan sonra ,temiz bir şekilde gömecektim... Çukuru iyice genişlettim. Biraz daha enini ayarladıktan sonra artık eski komşuma veda edebilirdim.  Sonunda çukur işini halletmiştim. Tek bir hamleyle onu çukura atıp üstünü örttükten sonra evimin yolunu tutabilirdim.
Güzel ve temiz bir çalışmayla onu ilk önce öldürüp sonra da bir güzel gömüp ilelebet kurtulmuş oluyordum. Artık çevremizde en iyisiyim edasıyla dolanan bir insan olmamış olacaktı. Nihayet huzura kavuşmuştum.
Günler sonra...
   Bir gece yarısı ,öldürdüğüm komşumun evine sürekli birileri geliyordu. Bu gelip gitmeler günlerce devam etti. Sanırım bunlar  yakın arkadaş veya akrabaydı. Birşeylerden işkillenip polise haber verdiler. Polis olay yerine gelip eve zorunlu bir giriş yapmıştı. Evde kimseyi bulamamışlardı. Fakat kimse onun bir yerlere gittiğine inanmıyordu. İş yerinde ki arkadaşları akrabaları ailesi ondan haber alamıyordu. Akıllarında hep iki soru işareti dolanıyordu. Ya onu birileri kaçırmıştı ya da vahşi bir biçimde öldürülmüştü.
Polis işin peşini bırakmayıp çevrede ki tüm hanelere sorgu ve suale tutuyordu. Bir an önce harekete geçmeliydim. Polisler ,olayın en ince ayrıntısına kadar araştırma yapıyordu. ve bir cinayetten söz edip duruyolardı. Çevredekiler en yakın arkadaşı olarak beni gösteriyorlardı ve bu yüzden polis bu kaybolma hakkında sürekli üzerime geliyordu. Onlar durumu anlamadan işimi tamamen bitirmeliydim.
   Bir gece yarısı ,arka bahçedeki çukuru  açıp o cesetten kurtulmalıydım. Kazmaya başlamıştım. İşaretlediğim yerden hızlı bir şekilde kazıyordum. Nasıl bir telaş yaptıysam çok hızlı hareket ediyordum. Seri bir şekilde kazmama devam ediyordum. Durmadan eşeleyip kazdım. Kazdıkça kazıyordum.
Kazımın sonucuna varmıştım.ve hayretler içerisindeydim .Çünkü gömdüğüm ceset yerinde yoktu. Üzerimden soğuk terler boşalıyordu. Paniğe kapılmıştım. Bu durumda adam ölmemiş oluyordu. Bu adam buradan nasıl çıkmıştı? Nasıl ölmeyip bir hayalet gibi iz bırakmadan öylece çıkıp gitmişti ? Bu adam neredeydi ? Peki şimdi ne olacak ? Onu öldürdüğüme kesinlikle emindim. Gömdüğüm adam nereye gitmiş olabilirdi? Kafam çok karışıktı. Ne olacak nasıl olacak hiç birşey bilmiyordum.
ve birden...

devam edecek...

6 Ekim 2010 Çarşamba

Özgürlüğün Tadı...

   Gökyüzünde özgürce uçabiliyordum. Aileme de istediğim yerden özgünce yiyecek getirebiliyordum. Biz kumrular için yavru beslemek  her zaman çok zor olur. Çünkü annesinden başka koruyacak ve korunacak yerleri yoktur. Çabuk avlanırlar ve fazla zorlurlağa dayanamayıp ölürler.
    İki tane yavrum vardı. Onlara gözüm gibi bakıyordum. Sürekli ısıtıp yiyeceklerini eksik etmiyordum. Güzel bir ağaç dalına da yuvamızı yapmıştık. Nasıl özgürce kanatlanıp uçabiliyorsam yavrularımda bu güzel anı ileri de yaşayacaklardı. Yaşadığımız ormanlık alan biraz tehlikeliydi. Hayvanlar tarafından değil de insanlar tarafından tehlike içerisindeydik. Çünkü onların takvimine göre av zamanıydı. Onların kanaatine göre bura avlanacak en güzel alandı. Bu yüzden sürekli tehlike altındaydık. Yavrularıma ve kendime çok dikkat etmeliyidim.
   Avcılardan kaçabilmek için her yolu deniyordum. Nereye gitsem başka biriyle karşılaşıyordum. Bu sondu artık başka yere gitmeyecektim yavrularımı oradan oraya taşımaktan usanmıştım .Özgürlüğümün tadını biraz daha çıkarıp gökyüzünde dans edebilirdim. İstediğim yere konup istediğim yere gidebilirdim. Yavrularınma da yemini hiç eksik etmiyordum.
Kışlar bizim için biraz daha sert geçiyordu. Kanatlarımın altına sığınmaktan başka elimizden birşey gelmiyordu. Avlanmak ve kış bizim en büyük düşmanımızdı. Onlarla da başa çıktıktan sonra gökyüzü ve o sonsuz mavilik sadece bizim oluyordu. Sanırım özgürce kanatlanıp uçmak dünyanın en güzel hareketiydi.
   Yavrularımı ısıttıktan sonra karınlarının acıktığını farkettim. Tabi birazda onları sevip oynamam da gerekiyordu. Fazla bir süre geçmeden onlara yiyecek bulmaya gidebilirdim. Yerlerinde duramıyorlardı. Çok acıkmışlardı. Daha ufacık yavrular az da olsa aç kalmayı becermiyorlardı.  Onlara yiyecek bulmak için kanat çırpttım. Daha gökyüzünde dalgalanmadan avcıların av kurşununun hedefi olmuştum. Halbuki ortalık çok sessizdi . Etrafta da hiç bir insan yoktu nereden çıkmıştı bu insan evladı ? Neden beni seçmişti. Neden biz hayvanları yiyecek bir besin olarak kullanıyolardı. Kuşları avlamak çok hoşlarına gidiyor olmalı ki vurduktan sonra da doyasıya gülüyolardı. Bu gökyüzüne son kanatlanıp uçuşumdu. Bir daha ne yavrularımı göre bilecektim ne de o derin gökyüzünde dalgalanıp doyasıya uçabilecektim.
Artık ölü bir kuştan fazlası değildim.


Bu konu Av Zamanı hikayesiyle birbirine bağlantılıdır. Her iki bakış açısı da kullanılmıştır...

5 Ekim 2010 Salı

Av Zamanı...

   Av mevsimi başlamıştı. Ormanın derinliklerinde ,göl kenarında avlayacağımız kuş türlerini seçebilirdik. Tam av yapılacak bir hava vardı. Vurup yiceğimiz kuşların tadı dimağımı sürekli zorluyordu. İştağım kabarmıştı vekuşları avlamak için de can atıyordum.
  Av yapacağım arkadaşımla beraber tüfekleri almış dağlık bir bölgeye gelmiştik .Havada kumrular martılar dolanıyordu. Hem ormanın içinde hemde gölün kenarında kendimize ziyafet çekecektik. Evimize de güzel bir sofra götürmüş olacaktık. Tüfeklerimizi almış avlayacağımız kuşları izliyorduk. Bir kaç atışımız karavanayla sonuçlandı. Kumrular özgürce gökyüzünde dolanıyorlardı . Özgürlüklerine birazdan son verecektik. Yiyeceğimiz kuşların ve geçirdiğimiz zamanın tadını çıkarıyorduk.
-Bir vuruş daha pattt karavana...
İsabetsiz atışlarımızdan sonra kuşlar kaçmıştı. Başka bir kesime gitmeliydik orada daha iyilerini bulabilirdik. Ormanın arka kısmını dolaşarak bir kaç kuş yuvasının bulunduğu doğa harikası yere gelmiştik .Burada avımız daha kolay olabilirdi. Hem kuşlar yuvalarında duruyor hemde özgürce kanatlanıp gökyüzünde kaybolabiliyorlardı. Gözüme bir kumru kestirmiştim. Kumrunun eti de nefis oluyordu. O beyaz kumruyu çok sakin ve isabetli bir şekilde vuracaktım. Arkadaşımsa aksini iddia  ediyordu. Kararım kesindi o kumruyu vuracaktım. Kumru yuvasında yavrularını ısıtıyordu. ve birden kanatlanıp uçmaya başladı. Herhalde yavrularına yiyecek birşeyler getirecekti. Tabi bu benim umrumda değildi. Havada uzaklaşmadan bir mermiyle onu düşürebilirdim.
Nişanımı aldım ve ateş ettim. İşte bu..... hahaha kumruyu sonunda avlamıştım.  Uzaklaşmadan hemen indirmiştim. Kendimle gurur duyuyordum. Çünkü iyi bir avcı olmanın adımlarını atıyordum. Hemen gidip kumruyu düştüğü yerden aldım ilk avımızın meyvesini ormanda pişirip yiyecektik. Oldukça mutluyduk. Birazdan kumruyu hazırlayıp ziyafet yapacaktık. Karnımda fena halde acıkmıştı.
   Silahımı temizlemek için kabzasını ve mermilerini çıkartıyordum. ve birden tüfek ateş aldı. Kafamı kaldırdığım zaman önümde kanlar içerisinde duran bir insan görüyordum. İstemeden de olsa yanlışlıkla arkadaşımı vurmuştum. Kurşun tam kalbinin orta yerine denk gelmişti .
Bir kaç dakika içerisinde orada son nefesini vermişti. Bir kuş için arkadaşımı canından etmiştim.
   O gün hayatımın en kötü günüydü. Çünkü bir değil iki yuvayı birden yıkmıştım.

4 Ekim 2010 Pazartesi

Takipçi... Part II

   Kötü alışkanlığımdan vazgeçememiştim. Sürekli tanımadığım insanları takip ediyordum. Kendime bir insan seçip onu akşama kadar izliyordum. Bunu neden yapıyordum anlamış değildim. Gün geçtikçe bu bir alışkanlık olup takıntı haline gelmişti.
  Yine kendime izleyeceğim bir insan seçmiştim. Benim yaşlarımda orta boylu zayıf sakin birine benziyordu. Onu ilk gördüğüm an takip edeceğim insanın o olmasına kara verdim. Bugun sadece onu takip edecektim
Ona Bay x adını verdim. Bay x cadde üstünde yüz metre kadar yürüdükten sonra yemek yiyebileceği bir cafeterya ya girmişti. Bende oradan iyi bir yer seçip oturdum. Bay x çok acıkmış olmalı ki menüsü hayli bir doluydu. Bense sıcak bir içecek içmeye karar vermiştim.
Bay x hızlı bir şekilde yemeğini yedi ve hesabını ödedikten sonra yoluna koyuldu. Yarım saat kadar yürüdükten sonra bir binadan içeri girmişti. Ya burası eviydi ya da başka bir işi vardı. Biraz bekledikten sonra onu takibimden çıkarmaya karar vermiştim. Çıkacak gibi değildi .Bugun kü takibimi kısa kesmek istiyordum. En iyisi kendi yoluma bakmaktı.
   Bay x'in olduğu binadan elli metre yüründükten sonra ,biri sırtıma hafifçe dokundu. Kim olduğunu anlamak için yavaş yavaş kafamı çevirdim. Gördüklerim karşısında gözlerime inanamıyordum. Çünkü omuzuma dokunan kişi Bay x'ti. Bana yol üstünde kim olduğumu ve onu neden takip ettiğimi sordu. Cevap vermekten kaçınmıştım. Sürekli sorular soruyordu Ajan mısın ? Kim tarafından görevlendirildin ? Kimsin ? Neden beni takip ediyorsun gibi soruları ardı ardına sormaya devam ediyordu. Daha ben yanıt vermeden bana bir itirafta bulundu. O da benim gibi takipçiymiş. O da benim gibi insanları takip ediyormuş ayrıca takip edildiğini de hemen anlamıştı. Bense anlayamamıştım. Bu adam kimdi ? Bay x neden benim yaptığımın aynısını yapıyordu ? Hiç birşey bilmiyordum. Onunla gelmemi istedi. Şehrin batı yakasına geçtikten sonra biraz eskimiş bir binanın oraya götürdü. Ofis şeklinde kullanılan bir daireye gelmiştik. Buradan bana birşey vereceğini söyledi. Bay x zamanım daha da gizemli bir hal almaya başlıyordu. Önümüzde bir kasa duruyordu. Kasayı açacağını söyledi. Kasadan tahta ufak bir kutu çıkardı ve bunun bende durmasını istedi. Acaba ikimiz birden bir insanı takip edecekmiydik ? Bay x'le günüm nasıl devam edecekti çok merak ediyordum. Binadan hızlı bir şekilde ayrılmıştık. Bay x hiç konuşmuyordu. Benim söylediklerimi de cevaplamıyordu.
   Binadan çıkmış Bay x'le yürümeye devam ediyordum. Bana verdiği o ufak tahta kutu hala elimdeydi. Yürürken bu kutunun içinde ne olduğunu sormak istedim. Bu soruyu Bay x'in yüzüne doğru bakarak yöneltecektim ve  Bay x'i yakınlarımda göremiyordum. Nereye kaybolmuştu bu adam... Sağıma soluma her yere bakınıyordum .Hiç bir yerde göremiyordum. Yanımda duran adam birden nereye gitmiş olabilirdi ki bir hayalet gibi karşıma çıkmıştı ve bir hayalet gibi yok oldu. Bay x'le ilgili kafamda binbir soru işareti dolanıyordu.Ne diye karşıma ansızıp çıkıp ve birden yok olmuştu. Bu bay x kimdi ?
   Bana vermiş olduğu ufak kutuyu açmak istedim. Acaba bana ne bırakmıştı biraz tereddüt içerisindeydim. Kutudan ne çıkacağına dair hiç bir fikrim yoktu. Yavaş yavaş kutuyu açıyordum. ve içinden bir not çıkmıştı. Üstünde beni aramaktan vazgeç ,ilk önce  kendini bulmalısın... yazıyordu. Bay x ne demeye çalışmıştı hiç bir sonuca varamamıştım . Yoksa bay x karşıma hiç çıkmamışmıydı. Kendi adımlarımla mu bulmuştum kutuyu bilmiyordum.
   - Beni değil kendini bulmalısın...
Neler oluyordu anlamıyordum.

3 Ekim 2010 Pazar

İlk Gün...

   Tüm eğitimleri aldıktan sonra başlayacağım iş için gün sayıyordum. Evet artık bir mesleğim olacaktı . Benim yapacak olacağım iş itfaiyecilikti .Bir itfaiye görevlisi olacaktım. Kötü bir olay da olsa ,yanan evleri bir yerde mahsur kalan insanları kurtarmak artık benim görevim olacaktı. ve bunları düzgün bir şekilde yapabilirsem para da kazanacaktım. Yangınları söndürmek ve insanların canını kurtarmak için artık bende mücadele edecektim.
   İlk iş günümün ilk dakikalarında ve ilk görevimde kötü bir haber geldi .Bir apartman feci bir halde alev altında kalmış ve hızlı bir biçimde yanıyor haberini aldık. Böyle kötü haberleri daha çok duyacaktım. Bunlara bir an önce alışmam gerekiyordu. Şehrin batı kısmında olan ,kenar köşeşinde kalmış bir sokakta dört katlı bir ev yanıyordu. Hemen yola koyulduk. İlk dakikalarım ve ilk heyecanım olduğu için kendimi kontrol etmekte güçlük geçiyordum. Olay yerine kısa bir zamanda ulaşmıştık. Mahalle sakinleri oldukça telaşlıydı. Biz arabadan iner inmez olayın nasıl yaşandığını korkmuş bir biçimde anlatıyorlardı. Bir kaç daire de insanlar mahsur kalmıştı. Diğerleri kurtarabildiği kadar eşyayı ve kendilerini sokağa atmışlardı. Direk itfaiye hortumlarını çıkarıp yangını alel alece söndürüyorduk. Daha ilk görevim olduğu için bende mahalle sakinleri gibi olayı uzaktan takip ediyordum. Sadece bana verilen ufak tefek görevleri yerine getirmeye çalışıyordum. Biz yangını söndürmeye çalıştıkta bina rüzgarın etkisiyle daha çabuk alev alıyordu. İşimiz gerçekten çok zordu can kaybı yaşanmadan olayı temiz bir şekilde atlatmamız gerekiyordu.
Bir anne ve çocuğu balkonda mahsur kalmıştı. Görevli arkadaşlarım merdivenle hem onları kurtarmaya çalışıyor hemde yangını söndürmekle uğraşıyorlardı. Bende dediğim gibi hiç birşey yapmıyordum. Alt katlar hemen söndüğü için ,binanın içine girmeye karar verdim. Madem ki arkadaşlarım canla başla mücadele ediyor. Bende kendi halimle onlara yardım etmeliydim. O anne ve çocuğu evin içerisine girerek kurtarabilirdim.
   Binanın içi biraz dumanlıydı ve bazı yerleri de hala yanmaktaydı. Hızlı bir şekilde üst kata doğru çıktım. Kapıya bir tekme atıp evin içine hızlı bir şekilde giriş yaptım. Evin içi öyle bir yanıyordu ki anne ve çocuğu göremiyordum. Bu arada binanın yapısı eski olduğundan dolayı  fena halde zarar gördüğü için her an çökme tehlikesi olabilirdi. Hızlı bir şekilde alevlerin arasından geçip anne ve çocuğuna ulaşmıştım. Öyle bir şok halindeydiler ki hareket bile edemiyorlardı. Onlara beni dinlemelerini sadece dediklerimi yapmalarını ve onları sağ sağlim kurtaracağımı söylüyordum. İlk görevimde doğru bir harekette bulunmak istiyordum.
   Görevli arkadaşlarım yangını hafiflettikten sonra uzayan merdiveni balkona doğru getirmişlerdi. Anne ve çocuğa sakin olmalarını ve birazdan kurtulacaklarını söylüyordum. Biraz daha rahatlamışlardı. ve görevli bir arkadaşım onları onları düzgün bir halde yanlarına almış sağ sağlim merdivenle aşağı doğru indiriyorlardı. ve içeriyi de söndürmüşlerdi. Bense cesaretimden ötürü kendimle gurur duyuyor ve bu mesleği sonuna kadar en iyi  şekilde yapacağıma büyük bir içtenlikle inanıyordum. Tam evin içerisinden çıkmak üzereydim ki binanın bazı yerleri dökülüyordu. Sanırım bina yıkılıyordu. Kafamı kamufile etmiş hızlı bir şekilde apartmandan çıkmaya çalışıyordum .Fakat merdivenler yıkılmış üstü taşlarla doluydu. Aşağıya inemiyordum. Bu sefer yukarı çıkmayı denedim. Bir kaç adım attıktan sonra ileriye de girememiştim çünkü evin ve apatmanın bir kısmı çökmüştü. Buradan bir an önce kurtulmayı ve hiç bir yerime zarar gelmeden sağlam bir halde çıkmaya çalışıyordum. Önüm arkam kapalıydı ve ne yapacağımı bilemiyordum. Bir an önce yardım gelmezse bu beton yığınlarının arasında kalacaktım. Hiç birşey yapamama karşılık sadece gelecek olan yardımı beklemeliydim. Binanın başka bir kesiminden yüksek bir ses geldi sağlam olan kısımlar artık kendini yerçekimine  doğru bırakıyorlardı.
Sonunda olan olmuştu ilk iş günümün ilk kazasına uğramıştım. Bina ve hayatım üstüme yıkılmıştı. Enkazın altında nefes alamıyordum. Bu yapmış olduğum acemilikten ötürü ,kendi canımı geride bırakarak ödemiş oldum.
 - İlk iş günüm artık son günüm olmuştu...

2 Ekim 2010 Cumartesi

Cinayet Gecesi...

   Akşam üzeri evimde sakin bir halde oturuyordum. Artık televizyon seyretmekten sıkılmıştım. Biraz da camdan bakmak istedim .Dışarı da neler oluyordu hayat nasıl akıyordu bir de perdenin ,arkasından görmek istedim. Hava çok güzel ve saatin çok geç olmasından ötürü ,etraf sessiz ve sakindi.
    Karşı tarafta garip olaylar yaşanıyordu. Önümde ki binada  komşularım değişik bir haldeydiler. Sanırım tartışıp kavga ediyorlardı. Yanlış hatırlamıyorsam  o dairede evli bir çift oturuyordu . Kavga git gide büyüyordu. Tabi benden başka onları kimse de izlemiyordu. Neler yaşanıyordu hepsini net bir şekilde görebiliyordum. Fakat onlar benim farkıma bile varmamışlardı. Olay git gide büyümeye başladı. Adam ellerini karısının boynuna dolamış ve boğuyordu sanırım onu öldürüyordu. Çok geçmeden olaya müdahale etmeliydim. Fakat ben daha adımı atmadan kadın yere yığılmıştı. Adam bu durumda ne yapacaktı ? Ya kadın ölmediyse adam da olay yerinden kaçmadan veya kadına zarar vermeden hemen oraya yetişmeliydim. Adeta gözlerimin önünde bir cinayet işlenmişti. Tam evden çıkmak üzereydim ki küt diye şiddetli bir ses duydum. Hemen balkona doğru koştum. Kaldırımın üstüne ne göreyim . O cani adam hem kadını boğmuş hem de camdan aşağı atmıştı. Adam olay yerinden kaçmadan onu yakalamalıydım . Çünkü bu durumu kimseye izah edemezdi. Tek yolu vardı o da kaçmak... Hızlı bir şekilde merdivenlerden indim. Karşı binaya doğru koştum. Üçüncü kata onların dairesine doğru çıktım ve kapıyı çalıyordum. Kapıyı kimse açmıyordu. Hemen ambulansı polisi aradım. Bu arada kapıya vurmaya devam ediyordum. Aşağıya cesetin yanına indim . Bir kaç kişi başına toplanmış olayın ne olduğınu anlamaya çalışıyorlardı. Ya adam kapıyı açmıyordu ya da çok seri bir şekilde ben gelmeden kaçmıştı. Olay yerine sağlık ekipleri ve üniformalılar geldi. Olayın sıcağı sıcağına gördüğüm için tanıklık ettim. ve o kadının intihar etmediğini kocası tarafından boğazlanarak zorla öldürüldüğünü söyledim. Çevre komşular da kimisi camdan bakıyor kimisi de olay yerine gelmişlerdi. Genç ve güzel kadın bir cani tarafından savunmasız bir halde acımasızca öldürülmüştü.
   Bir kaç yakın komşusu o kadını tanıdığını ,evli olmadığını ve tek başına yaşadığını yetkililere anlatıyorlardı. Eve giren bir adam olmadığını da iddia ediyorlardı. Bense üniformalılara tersini dile getiriyordum. Bu olay nereye doğru gidiyordu. Sağlık ekipleri cinayetin sonucuna orada varmışlardı . Verilen bilgiye göre kadın boğazı sıkılarak öldürülmemiş camdan kendisini atıp intihar etmişti. Ben buna inanmıyordum sürekli görevlilere onun cani bir şekilde öldürüldüğünü söylüyordum. Kimse bana inanmıyordu. Herkes bana karşı olamazdı. İnsanlar bu adamın varlığını ne görmüşlerdi ne de duymuşlardı. Sadece ben mi yanılıyordum. Yoksa garip bir yansımanın esiri mi olmuştum.
 O adam hiç olmamışmıydı ?

1 Ekim 2010 Cuma

Boksör...

   Büyük maça sadece haftalar kalmıştı. Altın kemeri kazanabilmem için zorlu rakibimi ringte devirmem gerekiyordu. Bu ünvanı kazanacağıma inanıyordum. Fakat bu çok zordu. Çünkü rakibim nağ mağlup ve sürekli nakavt eden bir boksördü. Ona ringlerin yenilmezi diyorlardı. Ona bir ilki yaşatmayı çok istiyordum. Onu ringde devirmek ve altın kemeri kazanmak kendime verebileceğim en güzel armağandı. İlklerin gecesini yaşayabilirdim. ve bu kariyerimde başıma gelebilecek nadir fırsatlardan bir tanesiydi. Onu başarıya seçirmek ise benim elimdeydi.
   Büyük maça sadece iki hafta kalmıştı. Çok çalışıyordum. Günümün yarısından çoğunu çalışarak ve geri kalan zamanı da uyuyarak geçiriyordum. Rüyalarımda bile o maçı görüyordum. Bıkmadan usanmadan hep kazanacağımı düşünerek çalışıyordum. Hocam beni o büyük maça çok iyi bir şekilde hazırlıyordu. Çünkü eski kurt işini çok iyi biliyordu. Tüm bildiklerini bana detayı detayına anlatıp uyguluyordu. Maçı kazanabilmem için önümde hiç bir engel yoktu. Sağlığıma da çok dikkat ederek içimdeki o büyük hırsla adeta her yeri feth edebilirdim.  Kendime güvenim her zaman tamdı. ve maç günü gelmişti.
  Maça dakikalar kalmıştı. Kendimi çok iyi moralize etmiştim. Sadece kazanmayı düşüyordum. Rakibimin maçlarından edindiğim analizlere göre sağını çok iyi kullanıyor ve tam yerine isabet ettirdiği taktirde insanı kör edip ve beyin tıravmasına sokabiliyordu. İşim gerçekten çok zordu. Maçı sonuna kadar götürebilirsem önümde koca on beş round vardı. Artık ringe girmiştik karşımda iki metre boylarında up uzun bir dev duruyordu. Gerçekten insan ilk baktığı anda ondan korkabilirdi. Rakibimden ne korkuyor ne de onu küçümsüyordum. Beni çok zorlayacak bir maça çıkacaktım. Rakibim ünlü ve biraz havalı olduğundan  tribünlere sürekli show yapıyordu ,alaycı bir tavırla sürekli beni yeneceğini söylüyordu. Aslında rakip olarak bile görmüyordu. Bakalım neler olacaktı. Yalnız ben o altın kemeri çok istiyordum.
   Gong çaldı ve büyük maç başladı. Maç başa baş gidiyordu. Ağır ağır hareketlerle iki rakipte daha maçın ilk dakikaların da kendilerini yormuyorlardı. Maç o koca devin biraz daha üstünde gidiyordu. Dev açmıştı kendini kalitesini ve boksörlüğünü konuşturmaya başlamıştı. Sağlı sollu kroşelerini indiriyordu. Suratım sanki şekilden şekile gidiyordu. O kadar isabetli ve tam görerek  vuruyordu ki gözlerimi açıp gardımı alamıyordum. Güçlükle direniyordum. Maçı sonuna kadar bırakmayacaktım.
Onuncu rounda kadar gelmiştik. Maç o koca devin  üstünlüğüyle devam ediyordu. Birden onun zaafını bulup yüklenmiştim sağlı sollu vuruyordum ne olduğunu anlayamıyordu. Onu öyle bir köşeye sıkıştırmıştım ki benden beter hale gelmişti. Bu roundu da benim üstünlüğümle bitirmiştim. Bu koca devi anca nakavtla devirebilirdim. Yoksa bu maçı kazanmam imkansızdı.
Maçın son roundlarındaydık. Bu roundlarda benim üstünlüğüm vardı. Fakat çok yorulmuştum yumruklarımı bile zor vuruyodum. Koca dev o kadar yumruk yemesine rağmen sapa sağlam duruyordu. Maçta profesyonelliğini en üst seviyeye kadar kullanmıştı. ve beni devirmeyi de çok istiyordu. Birden üstünlüğü ele geçirdi ve çok seri bir şekilde üst üste kroşelerini ve sert yumruklarını indiriyordu.Kaybetmeye asla tahammülüm olamazdı. Çok yorulmuştum. Takatim kalmamıştı. Fakat yıkılmayacaktım. Son rounda kadar gelmiştim artık dönüş yoktu. Ya kazanacaktım ya kazanacaktım bu maç benim olmalı ve o altın kemeri kazanmalıydım. Maç daha fazla kötüye gitmeden hocam havlu atmamı istiyordu. Sağ gözümü açamama rağmen nefesimin yettiği son ana kadar maça devam edecektim.
ve son round başlamıştı.
   Dev yumruklarını ard arda sıralıyordu bende sağdan soldan vuruyordum. Daha kontrolü  ele geçirememiştim. Çoğunlukla kontrol hep ondaydı. O da artık çok yorulmuştu. Bir an herşey gözlerimin önüne geldi. Bu maçı kazanmalıydım. Kazanmak için elimden gelen herşeyi yapıoyordum.
ve birden yere yıkıldım. Hakem saymaya başlamıştı. Son ana kadar bekledim ve yerde kaldım zorlanarak da olsa ayağa kalkabilmiştim bu arada yumrukları artık beynime betonla vuruyorlarmış gibi geliyordu. Nasıl dayanıyordum. Ringdekiler ve ekran başındakilerde çok şaşırıyordu. Bakalım neler olacaktı . ve yine bir anda yerde buldum kendimi her halde daha adım bile atamazdım. Kalkmak için çabalıyordum. Hakem maçı bitirmeden yerden kalkabilirdim. Çok zordu fakat tüm gücümü ortaya koyacaktım. ve son saniyede zorda olsa ayağa kalkabilmiştim.ve o anda beklemediğim bir sağ yumrukla karşılamıştım. Yumruğu yediğim an nefesim kesilmişti.
   İyi bir boks kariyeri elde edemeden ,yaşayamadığım ilklerin ardından bedenimi son kez orada bırakmıştım. ve yapmış olduğum bu güzel başlangıç kendi sonumu getirmeme neden olmuştu.