10 Aralık 2018 Pazartesi

Adı kaldı YOKLUĞUNÛÑ

Söyle hadi bana orada nasıl kış ¿ Söyle bana bana nasıldı orada ilkbahar ?
Sahi sahi sahi…

Caddelere yürüyorum, düşüncelerim ceplerimde. Her zaman aynı yolu yürürüm. Yalnız bugün gittiğim yol ve attığım her adımda farklı bir anlam var. Çünkü ona gidiyorum, o geliyor çünkü bana. Görüşmeyeli epey olmuştu. Görmeyeli ne kadar da değişmiştir, nasıl birine dönüşmüştür kim bilir? Gözleri değişmiş midir acaba? –Saçmalama!. Hala ay ışığı gibi parıldıyordur o kesin. Düşünü düşlemek bile delirtici. Hayat ondan bir şey almış mıdır bilmiyorum ama çok şey verdiğinden eminim.

Bense hep aynı yolları yürüyen, sırtında hep aynı kamburla gezen, aynı şarkıları dinleyen, aynı şeyleri düşünen, yeri geldiğinde kötü davranışlar sergileyen, dünyanın döndüğü yerde yerinde sayan biriyim… Ondan önce buluşacağımız yere davranmıştım. Heyecanımı avuç içime gizledim, düşüncelerimi dondurdum, ayaklarımı birbirine kattım. Sadece geleceği anı bekliyordum. Çok sevmiştik; kâinatı birbirine kıskandıran tüm âşıklar gibi. Sonra sevgi bitti ve tükendi. Acımadan tükettik birbirimizi. Yeniden sevmeyi denemedik hiç, sadece ayrı yollara gitmeyi becerebildik.

İşte geldi. Tam karşımdaydı, yıllar sonra. Eski zaman ne kadar geride kalmıştı. Zarifçe, usul usul oturdu karşıma. Yine eskiden olduğu gibi güzeldi. Güzelliği … (güzelliğine benzetme bulmak zor)…  tasvir edilemeyecek kadar büyülü çünkü. Göz göze gelmemek için epey çaba sarf ettik, tavana dahi baktık ama kaçınılmaz son yakamızı bir türlü bırakmadı. En sonunda gözlerimiz birbirine değdi. Hiç değişmemişti gözleri hep güzel bakardı. Maviyi severdi. Duygulandığında hemen göz bebekleri kızarırdı. Burnunun kızar ıdığı gibi. Yine öyle oldu. Işıltısı ve ürkekliği ne de hoş gözüküyordu. Avucumdaki heyecanımı kalbinin içine sessizce bıraktım. Bir şey söylemedi. Bana göre kısa ona göre uzun uzun konuştuk. Ne konuştuğumuzu anlatmayacağım. Ağlatırsam aşk olur. Onu yeniden görmek güzeldi. Yıllar bize şimdilik biz diyorum daha sonra demeyeceğim. Biraz akıl, biraz cesaret ve kararlılık katmıştı. Şimdi olsa aynı hataları yapar mıydık, hayır.

Masadan ışıltısını da alarak uzaklaştı. Çok masum yürüyüşü vardı. Ürkek bakışlarını ve kokusunu da yanında götürdü. Giderken arkasına bakmayı dahi ihmal etmişti. Adı kalmıştı artık, ardında bir şey bırakmadan dönmemek üzere gitti. Bense aynı caddeyi yürümeye devam ediyorum.

-søn-




Böyle bir şey neden yazdım? – Yazmaz olaydım.
Sahi… sahi… sahi…!

10 Ağustos 2018 Cuma

Uk-de.

Buraya kendimi ve yalnızlığımı bırakıyorum.

Üstümde koca bir gölge, hayat ağacının tam karşısında oturuyorum. Dalları tüm dünyayı kucaklayacak büyüklükte, uzunluğu aya merdiven dayayacak kadar. Gövdesi yaşlı bir köpeğin yüzü kadar eski ve buruş buruş, asırlar önce terk edilmiş kasaba yalnızlığı gibi kimsesiz. Hayat ağacı: bir zamanlar mezarların üstüne gölge ederdi. Gündüz ağlamaların, yakayışların ve geceleri sessizliğin bir parçasıydı, rüzgar hariç... Issızlığın ortasında öylece duruyoruz. Buraya kendimi gömmeye gelmiştim. Her şeyi geride bırakıp yüzleşmeye ve bana buraya kadar eşlik eden iyi ve kötü hatıralarımı toprağa gömerek sonsuzluğa gidecektim.

Şimdi ellerimi toprağa gömüyorum, ardından hayatım boyunca peşimi bırakmayan, hatırlamak istemediğim, fakat o her kötü anda karşıma çıkan, hafızamdan silinmeyen anıları hızlıca toprağın akışına yolluyorum. Yarım bıraktığım tüm işleri, eksik kalan tüm hayallerimi, yapmak isteyip yapamadığım bir hevesle başlayıp bitiremediğim, içimde ukde olarak kalan her şeyi yavaşça buraya gömüyorum. Kuruntular, kalp kırıklıkları, öfke, ihanet, vazgeçiş ve kontrol edemediğim tüm duygular artık toprağın altında ve benimle olmayacak. Onlara veda etmenin zamanı çoktan gelmişti. Ve sadece bir organ olarak içimde beslediğim atar damar, nefes almamı sağlayan ve beni hayatta tutan ama unutalı çok olan kalbim seninle de vedalaşıyorum. İçime dert olan tamamlayamadığım ve yarım kalan o kadar çok kırgınlığım var ki hepsini buraya bırakıp unutulmasını sağlayacağım. Günahlarım ve hayallerim toprağın altında sonsuza dek kalacak. Hayatın benden aldıklarını buraya gömmenin zamanı gelip geçiyordu bile. Ve hayat ağacının gölgesi öyle büyüktü ki en keskin rüzgar bile dallarını hareket ettiremiyordu, çekip gidemiyorlardı buradan sonsuza dek burada beraberiz artık, çünkü toprağın altında hepimize yetecek kadar yer var...

Rengarenk hayatın ardında çok fazla koyu renkle iç içeydim. Kalbim bu çarpışmayı daha fazla kaldıramazdı. Ona bu kötülüğü yapamazdım. Çok fazla hasarlı bölgeye sahip olsa da benim de bir kalbim vardı, beni bırakalı uzun zaman olmasına rağmen. Onu arayacak gücüm yoktu ve gittikçe birbirimizden uzaklaştık. Susmak saklamak mı yoksa söylemek istememek mi? Hep bunu aradım. Ardımda çok fazla acı vardı ama hiç iz bırakmadım. Bu yük gittikçe ağırlaştı ve benden çok şey aldı. Küçükken annem hep erken yat erken kalk derdi. Hayatımın büyük bir bölümü uyanıktım ve hep uyanık kalmak zorundaydım. Tükenen hayatın ötesine geçmiştim ve yitirdiklerimin mezar taşına gidip sizden özür dilerim yazamazdım. Sevgi hep bir kutunun içinde saklıydı ve ne zaman çekildiği belli olmayan siyah beyaz eski bir fotoğrafın hatırlanamayacağı tarih kadar uzaklıktaydı. Şimdi burada ve toprağın altında tükenmiş sevgi yeşermemek üzere sonsuzluğa gidecek. Her şeyi bırakıp burada çürümeyi bekliyor olacağım. Ölüme bir nefes kadar yakınım.

Artık geçmişe, hatırlamak istemediklerime, unutmaya çalıştıklarıma, yarım bıraktıklarıma ve benimle olmayan duygularıma veda edebilirim. Hayat ağacının tam karşısında, büyük yaprakların gölgesinde her şeyi terk edip kendimi buraya gömüyorum. İçimde yarım kalan ukdeyle…

                                                                                                                                                   

Bu yazı; ardında yarım hikayeler taşıyanlara, çıktığın yolların girdabına kapılıp yolunu kaybedenlere, başladığı işin sonunu  bir türlü getiremeyenlere, her seferinde mağlup olmasına rağmen denemeye devam edenlere, gerçekleşmeyecek hayalleri düşününce yüzünde tebessüm oluşturarak mutlu olanlara, söylemek istediklerini içinde uk-de olarak saklayanlara, gelsin. Ve Rb’ye ve bana ve sana ve herkese…

Bir gözyaşı damgası kadar küçük olan hikayenin sonu böyle biter mi?..

5 Ocak 2018 Cuma

Soruların-Cevapları

-Röportaj-

TragedStreets isimli bloğun yaratıcısı ile TipsyChannel ailesi olarak keyifli bir röportaj gerçekleştirdik.

Öncelikle röportaj teklifimi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. Hemen blog ve yazılarınız hakkında sohbete başlamak istiyorum.

İlk olarak neden blog yazarılığı önce onu soralım?

Yazmak güzel bir eylem. Yazarken her zaman özgür oldum. Yazmayı seviyorum. İçimdekileri dökebildiğim bir sayfamın olması çok güzel bir şey.

Ne zaman başladığınız blog yazmaya ve buna nasıl karar verdiniz?

Eskiden sosyal medya kanalları pek aktif değildi. Güncel kullanılan bir tek Facebook vardı. İnsanlar başka bir heyecan arayışındaydı. Kendilerini özgürce ifade edebilecekleri bir yer arıyorlardı. Twitter pek popüler değildi. Zaten İngilizceydi ve anlatılacak şeyler kısıtlıydı. İnsanlar kendilerine ait bir şey olmasını istiyordu. Blogger, tumblr ve wordpress tarzı siteler bir anda popüler oldu. Bedava site sahibi olmak insanların ilgisini çekti, haliyle benim de öyle. Kaliteli blog yazarlarından etkilendim ve ben neden yapmıyorum diye düşündüm. Ve böylelikle bu siteyi açmaya karar verdim.

Peki neden blog ismi TragedyStreets özel bir nedeni var mı? Neden kulağa daha hoş gelecek Türkçe bir sayfa ismi tercih etmediniz?

Aslına bakarsanız özel bir nedeni yok. Sadece isim bulamadım diyelim :) Ne bileyim;satır başı, sayfamdan dökülenler, bir insanın öyküsü, hikaye pınarı vs. gibi isimler beni pek etkilemedi. Ben de uzun süredir kullandığım bu ismi tercih ettim özel bir nedeni yoktu.

Blog’da sadece  hikaye yazıyorsunuz sanırım. Neden hikaye yazmayı tercih ettiniz?

Evet bloğu hikaye bloğu olarak açtım. Çünkü hikaye yazmayı seviyorum. O yüzden burada yazdığım hikayelere yer veriyorum

İlk hikayenizi 2010 yılında yayınlaşmışsınız ve epey de hikaye yazmışsınız. Sonraki yıllarda hikayelerin sayısı azalmış. Yazacak bir şey mi bulamadığınızdan dolayı mı?

Yoo yoo alakası yok. Siteyi ilk açtığımda kendimle bir iddiaya girmiştim her gün sitede 1 hikaye yayınlayacağım diye. Sonra bir sayıda karar kıldım. 30 gün boyunca 30 ayrı hikaye yazacağım diye kafamda kararlaştırdım. 30 gün boyunca her gün 1 hikaye yazdım. Sonra görevimi tamamladım bilinciyle biraz hikaye yazmaya ara vermeliyim dedim.

Bu aranız 4 yıl sürmüş..  Ne oldu da 4 yıllık bir ara oldu ve sonra tekrar hikaye yazmak aklınıza geldi?

Evet epey uzun sürdü.  Sanırım hikaye yazdığım sıralardaki heyecanımı kaybetmiştim. Hayatın telaşları araya girdi bir sürü tuhaf şey oldu ve burada yazmaya uzun bir süre ara vermiştim. Sonra yağmur isimli hikayemden sonra hikayelerimi ara ara yayınlamaya başladım. Artık canım istediğinde hikaye yazmaya karar verdim. Yazmak istediğim anlarda yazmak istedim ve bu böyle devam etti. Hiçbir zaman evet bugün bir hikaye yazmalıyım, oturayım da bir hikaye yazayım, bu yıl az hikaye yazmışım diye düşünmedim. Sadece yazmak istediğim anlarda yazdım. Kafamda biriktirdiğim şeyleri döktüm satırlara. Hepsinin içinde gizli bir hikaye daha var aslında. Tabii bunları sadece ben biliyorum. Dolu dolu olduğum zamanlarda duygularımı hep buraya boşalttım. Eğer ben uzun bir şey yazıyorsam bilin ki çok dolmuşumdur.

Aralarında sevdiğiniz, bu hikayeyi ayrı seviyorum dediğiniz hikayeler var mı?

Aslında yazdığım tüm hikayeleri seviyorum. Hepsi benim çocuğum gibi :) 2010 yılında yazdıklarımın ayrı bir tadı var. Daha basit, daha sade, çok fazla yalın şeyler. Yağmur hikayem güzeldir mesela ayrı bir hikayesi var. Dokunmak, Bir avuç yaşam, Rüzgar sesi, Gökyüzü, sevgili günlük, yarım kalan tüm hikayeler gibi vs. hepsi sevdiğim hikayelerdir. Hiç birinin diğerinden farkı yok. Hepsi özel. hepsi benim hikayem.

Hikaye yazarken nasıl metotlar uyguluyorsunuz? Okuyucuya göre mi yazıyorsunuz kendinize göre mi? Bir hikaye nasıl doğuyor onu öğrenmek istiyoruz…

Ben aslında içimden dökülenleri yazıyorum. Yazdıklarım içinde başka hikayeler de barındırıyor. Bunlar benim iç dünyamın dışa vurumu gibi. Aklımda ne varsa onu yazıyorum ve sadece yazmak istediğim anlarda yazıyorum. Kafamda önce sözler oluşuyor, ufak ufak notlar alıyorum, o notlar sonra birleşiyor, karakterler giriyor için işine, mekanlar anlatım tarzı, giriş gelişme sonuç,  hikayenin seyri. İlk önce hepsini kafamda yazıyorum. Kafamda yazdığım şey 3 gün de sürebiliyor 1 hafta da kafamda bitirdiğim an işin sonrası satıra dökmeye kalıyor. Satırlara dökülünce de bir hikaye olmuş oluyor. Genellikle tek bir ana karakter seçerim hikayelerimde ve onun kısa bir öyküsü anlatırım.  Bu ufak hikayeye kahramanın bir gününü de sığdırabilirim koskoca ömrünü de o benim hikayemin sadakatine bağlı nasıl istersem öyle sonuçlandırıyorum. Yazmayı hep sevdim bunlar sonra da hep seveceğim galiba…

Esinlendiğiniz örnek aldığınız yazarlar var mı? Sizi yazarken ne etkiliyor mesela?

Tabii ki örnek aldığım ısrarla takip ettiğim yazarlar var. Okuduklarımdan etkilenirim mesela. Okudukça daha çok yazma isteğim artar. Değişik fikirler gördükçe o hayal dünyasının içinde bulurum kendimi. Yaşadıklarımdan, okuduklarımdan hep bir parça vardır yazdıklarımda. Ben neden böyle şeyler yazmıyorum dürtüsü girer içime, sonra hikaye gelir. Hayattan izler bulabilirsiniz yazdıklarımda. Hatta içinde kendinizi de görebilirsiniz.

Peki uzun hikayeler veya kitap yazmayı düşünüyor musunuz?

Hayır düşünmüyorum. Öyle bir planım asla olmadı.

Peki bir dergide veya gazetede köşe yazmayı düşündünüz mü?

Hayır onu da düşünmedim. Yazmayı hep sevdim ama şurada, burada yazmalıyım diye bir kaygım hiçbir zaman olmadı.  Burası sadece benim dünyam çünkü. Aslında bu siteyi kendi kendime yazıp sonra okuyayım diye açtım. Bir anı defteri ve bir günlük gibi kullandım. Okuyanlar olduysa ne mutlu bana. Ama ben kendimi geliştirmek yazdıklarımı tekrar tekrar okumak için buraya geldim. Sitemin en istikrarlı okuyucusu benimdir sanırım. :)

Peki sizi bir yerlerde yazarken görmeyecek miyiz?

Sen bu soruyu ısrarla sormaya devam edeceksin sanırım. :) Bence görmeyeceğiz. Hayat bizi nereye sürükler bilemem ama belki görebiliriz. Fakat benim böyle bir planım yok. Birileri kapımı çalarsa duruma göre tabii ki değerlendirmeye çalışırım.

Peki neden siyah bir blog sitesi? Pek fazla siyah temalı site görmek zor. Okuyucular yazılarınızı okurken zorlanmıyor mu?

Okuyucular zorlanıyor mu zorlanmıyor mu onlara sormak lazım :) Okumak isteyen her rengi her yazıyı okur. Siyah olmasının nedeni içinde yazılanlarla alakalı. Pek bir karamsar ve siyah bir yer burası. Biraz pesimist ve melankolik. Yani içeriğe göre bu renk çok normal. Bir de ben blog açmadan önce arkadaşımın bir blog sitesi vardı onunda tasarımı bembeyazdı. Ben de bunun tam tersi bir blog açacağım simsiyah olacak ve hiç değiştirmeyeceğim demiştim ve o gün bugündür temayla ve sitenin renkleriyle oynamadım. Oynamayı da pek düşünmüyorum. Böyle kalabilir fakat mobil versiyondaki tasarımları hep değiştiriyorum. Oradan daha rahat okunabiliyor.

Sitenizde yeni hikayeler görebilecek miyiz? Şu an yazım aşamasında olan hikayeleriniz var mı?

Yakında, yakında göreceğiz...

Buradan okuyuculara bir mesajınız var mı?

Okuyucum var mı pek bilmiyorum ama okumayı sevenlere bir mesajım olabilir. Okumaktan araştırmaktan hiçbir zaman vazgeçmesinler. Okurken seçici olmasınlar. Gazete, kitap, dergi, şiir vs. ne varsa önlerinde buldukları her yazıyı okusunlar. Öğrenmekten vazgeçmesinler. Bu şimdi çok uzun okunmaz demesinler. Anlamasalar bile okusunlar. Severek yapılan her eylem güzel sonuçlar verir.

Peki son olarak "özel soru" bugüne kadar hayattan ne öğrendiniz?

Kabullenmeyi.

Bizi konuk ettiğiniz ve röportajımızı keyiflendirdiğiniz için teşekkür ederiz. Çok özel bir sohbet oldu ve bizi çok güzel ağırladınız. Yeni hikayelerde görüşmek dileğiyle..