29 Aralık 2014 Pazartesi

Tükenmek

     Konuşamıyorum diyor. Anlatsa dağ gibi dertleri var. Öylece geçiyor hayattan. Anlatamıyorum diyor sürekli. Dinlemiyor. Göz yaşları bir ırmağın sonsuz kesintisi gibi sert, akışkan ve çarpıntılı bir şekilde, dağılarak akmaya devam ediyor. Kaya gibi sabit ve olduğu yerde sapa sağlam duruyor. Duymuyor. Duymak istemediği zaman gecenin laciverdi gibi keskin ve sonsuz oluyor. Bir acının üzerine yoğunlaştırmış bir kütle gibi adım adım parçalanıyor.Ödünç verdiği duyguları geri almaya çalışıyor. Zamanı tanımlayamıyor. Soğuk diyor bazen. Geceleri yalnız ve yoğun oluyor. Tarifini bilemediğimiz karanlık telaş, açılmasını istediğimiz bir kavanoz kapağı gibi sert ve yapışkan bir şekilde sarmış etrafını...Açılmayacakmış gibi sonsuz sertlikte ve bu güce hükmetmeye cesareti yok. Tekrar gidiyorum diyor. Söylerken en zorlandığı kelimeydi bu. Basite indirgediği tüm avuntular kalbe işlenmiş bir bıçak yarası gibi iz taşıyıcı ve yoğun bir kan dolaşımına yol açıyor.  Köreliyor umutları. Hayatı istemiyor. Sapladığı bıçağın farkına varmasına daha zaman var. Güvenemiyor bir türlü doğrulara ve yanlışlara. Bir akşam uyuyor. Bir akşam düşünüyor. Bazen sabah oluyor. Bir akşam gidiyor. Yalnızca soru yok diyor. Cevabını bildiğimiz bütün sorunların üstesinden gelmesini gayet iyi biliyor. Tarifi olmayan duyguların baharatı hep eksik şu an. Soğuduğu zaman yenmeyen yemekler gibi tadı tuzu yok hiçbir şeyin. İnat değil bu diyor. Ne dediğini bilmemek istiyor bazen.Onun için sonsuz boşluk sadece doluluktan ibaret. Vedâ diyor. Vedaların adil olmadığını hiç bir zaman kabul edemiyor. Adalet sağlamak için birilerinin vücutlarına zarar vermenin dozunu kaçırmamak gerektiğini anlamak bile istemiyor. Tek istediği şey istememek. Sabah güneş doğmuyor diyor. Bir çocuğun gözleri gibi masum değil hayat. İstemediğim her şey devamlı karşıma çıkıyor diyor. Anlatsa, dağ gibi dertleri var.Anlatamıyorum diyor. Susmak Tartaros çukuru  kadar derin ve belirsiz. Düşüncelerin dökülmediği tas her zaman boş kalır diyor. Sürekli, uydurulan hayallere inanmakla mükellefiz diyor. Akşam olmasını bekliyor. Sonra sabah olmasını istiyor. Güneşe ve aya  hiç olmadığı kadar uzakta duruyor. Gökyüzündeki yıldızları her gece amansızca parçalıyor. Hava hep karanlık diyor. Yalnızlığının içerisine bıraktığı kuruyan o çetremsi tatla bir türlü ifade veremiyor. Bir gün bulut diyor. Bir bulut kadar özgür ve hafif olmak istiyor. Kimi zaman var kimi zaman yok. Şeffaf kalmak istiyor. Zararsız olmak istiyor. Zarar veriyor.' Anlatamadığı tüm duyguları şehrin grisi kadar bulanık ve suskun. Çaresiz tüm konuşmalar ve anlaşılamayan şu yok edici telaş.'Anlatamadığım ayrılıkların, ayrıntılarını anlamıyorum diyor.Uzattıkça uzatıyor. Kaybolduğu her an aslında geri dönüyor. Düşünceleri boğazına düğümlerken hıçkırıklara boğuluyor. Hep bir tarafı eksik kalıyor. Tamam diyor. Tamam dedikçe devam ediyor. Kalbi kadar büyük olan samimiyetiyle her şeyin sona ermesini istiyor. Karmaşık duyguların esas kahramanı.Susuyor.. Sonra bu yazı buradan bitmez diyor.

Tıpkı duyguların tükenmediği gibi.

diye ekledi Kadın. (k büyük)

1 Ekim 2014 Çarşamba

İsmim Ethem

     İsmin Ethem. Genel olarak hiç kaybolmam. Fakat bu sefer kayboldum sanırım. Hemde ne kaybolmak. Doğrudan biraz daha uzak, biraz daha yalnız.
     Ürkütücü bir yol, belirsiz ayrıntılar ve sonu bile gözükmeyen sonsuz bir boşluk. Beni ne kadar ileri götürebilir ki. Sanırım hiç böyle kaybolmamıştım.  Böyle bir şey ilk defa geliyordu başıma. Hiç ummadığım bir yerdeyim. Her şey belirsiz, kimsecikler yok.Uçurum mu? Çok yakın. Ben mi neredeyim? Bilmiyorum ki.
     Hiç beklemediğim bir yalnızlık oldu bu. Böyle düşünmemiştim oysa ki. Karamsarlık benim lugatım da yok. Belirsiz olan şeyleri görmüyordum. Onlara bakmıyordum bile. Kim belirsizliğin içerisine girmek ister ki. Ben kolay ve doğru yolları seçerim. En iyi yaptığım şey. Mantıklı hareket edebilmek. Çok yol aştım. Bunu da aşarım elbet.
     İsmim Ethem, hatırı sayılamayacak bir yerdeyim. Karmaşık ayrıntıların ve duyguların ortasında bir yer. Ne yapacağımı bilmeden hareket edememek beni kahrediyor. Unutamıyorum olanları. Unutmama bir sebep bulamıyorum. Oysa ki her şey o kadar güzeldi ki, filmlerde ki gibi, işte öyle oldu tabi. Toz pembe. Olmayacağı kadar karanlık.
      Buradan nasıl çıkacağımı bilmiyorum. Hiç bir fikrim yok. Fikir bile üretemiyorum. Üretmekten aciz, hareket edemeyecek kadar umutsuzum. Umudumu yitirdim. Yitirirken biraz daha eriyorum. Benim adım Ethem, nerede yanlış yapmıştım ki.
     Mutlu bir yaşantım vardı. Sessiz, sakin, kendi halinde. Orta dereceli ve sıradan. Hak ettiğim kadar mutluydum, günahım kadar cezalı. Öyle böyle geçiyordu günlerim. Kaybolmak aklımın ucundan bile geçmiyordu. Şimdi o ucu yakalayamıyorum bile. Kaybolmak acıymış. İnanamıyorum.
      Bu çoğu insanın başına gelirmiş. Gelmeye de nesiller boyu devam edecekmiş. Şimdiden üzülüyorum. Olanlara ve olacaklara, hak etmeyenler neden kaybetme zorunda?
       Saklandığım inimden çıkmak zorundayım. Kaybolmadığımı herkese ispatlamalıyım. Yoksa unutacağım, unutulacağım.
      Biraz daha fazla, daha da fazla.
      Bir an önce kaybolduğum yerden çıkmak zorundayım. Hafızalarda fazla yer süslemek değil amacım, sadece kaybolmamak. Söyledim ya genel olarak hiç kaybolmam. Bu sefer sınırları fazla zorladım sanırım.
       Kaybolmamalıyım. Yapamam. Buradan çıkmak zorundayım.
Elbet...

13 Ağustos 2014 Çarşamba

Yağmur

     Sabah gün doğumunu gün yüzüne çıkardı, bütün gece yatağında dönerek büzülmüştü. Önce sağa sonra sola  ağır hareketlerle dönerek sersem bir şekilde  uyandı. Yeni bir güne daha, denizin sonsuzluğu kıskandıran gözlerini açarak başlamıştı. Hedefleri, var olan umutları ve hiç bitmeyecekmiş gibi sürecek hayalleri vardı. Düş kırıklıklarını hep ardında bırakarak, yaşamını sürdürmeyi tercih ediyordu. Saçları düz ve uzundu. Boynuna kadar gelirdi. Hep açıkta ve düz kalmasını isterdi. Buğday tenliydi. Zeytin gözlü, pembe yanaklı berrak gibi bir kızdı.İnceden narin, dokunulduğunda ise paramparça oluyordu.Karpuz çekirdeği kadar yumuşak bir kalbi vardı.Bir o kadar da hassastı.
     Yatağının tam karşısında bulunan, elbise dolabından okul kıyafetlerini çıkardı. Zarif  ve yavaş bir biçimde özenle hazırlanarak giyindi. Her gün okula, ilk gittiği günmüş gibi heyecanlı ve mutlu bir şekilde gidiyordu. Her geçen gün, her atladığı sınıf, onun için okulun ilk günü kadar güzel ve temizdi. Derslerinde başarılı, okul arkadaşları tarafından sevilen biriydi. Yüreğinin tam köşesinde derin bir yalnızlığı vardı. Tabiatın içinde kaybolmuş, insanoğlunun ulaşamadığı yeşillik kadar güzel ve anlamlıydı bakışları. Her zaman mutlu olmayı diliyordu. Tek temennisi buydu, ölene kadar mutlu yaşamak.Hızlı bir şekilde hazırlanıp okula yetişmesi gerektiğini farkındaydı. Ama o her zaman ki gibi yine zarifti. Telaşa kapılmıyordu.Bazı şeylere aldırış etmezdi. Sonbahardı, havalar ne sıcak ne de çok soğuktu. Bazı günler yağmurlu, bazı günler parçalı bulutlu bazı günler ise rüzgarlıydı. O gün de gökyüzünde abartılı, küskün bir karartı vardı. Sanırım bu yağacak olan yağmurun habercisiydi. Annesi aşağıdan seslendi. Kızım sıkı giyin, çıkarken şemsiyeni al unutma sakın, yoksa ıslanırsın bu yağmurda diye uyardı. Ve işte bana o zaman gün doğdu. Onun narin, sıcak ve pamuk kadar yumuşak olan beyaz elleri, çöp atıklarından arıtılarak üretilen plastik sapımâ çoktan değmişti bile. Yağmurlu havalarda, benim için kısa, onun için bir hayli uzun olan yürüyüş yolculuğa çıkıyorduk. Okul evine elli beş dakikalık yürüme mesafesindeydi. Ve bu demek oluyordu ki yaklaşık bir saatlik yolculuk boyunca ona eşlik edecektim. Onu yağmurun tatlı ıslaklığından askeri disiplinle korumak benim için kutsal bir görev sayılırdı.Bu görevi her zaman başarıyla yerine getirmekten onur duyardım. Plastik sapımın uç kısmında sert olan bir tuş mevcut, ona basılır ve elips şeklinde dizayn edilmiş, ince zayıf demirlerden oluşan, birleşik organizmamın her yöne açılarak genişlemesiyle kanatlarım açılırdı. Ve yağmurdan koruma görevi öylelikle başlamış olurdu. Onunla beraber yürümek, omuzlarına kadar uzanan, uzun saç tellerini korumak beni hiç olmadığı kadar gururlandırıyordu. Bu alanda başarılı bir şemsiyeydim. İşimi hakkıyla ve severek yapıyordum. Beraber adım atmak ve ıslanmamak çok güzel bir duyguydu. Ona sadece yağmurlu havalarda eşlik etmek içimi birazcık burksa da anın tadını çıkarmayı her zaman iyi bilirdim.Yağmur bir çocuğun göz yaşı kadar hızlı ve hiç bitmeyecekmiş gibi yoğun bir şekilde yağıyordu. Okula az bir mesafe kalmıştı. Bir okula gidiş serüvenimiz daha sonlanacaktı. Yine sapımdaki tuşa basılacak, ve kanatlarım içerime doğru süzülüp kapatılacaktı. Bu sefer yalnızlık sırası bana gelmişti.
       Bir köşede unutularak, akşama kadar onun okuldan çıkmasını, uzun bir yolculuktan dönüyormuş gibi büyük bir özlemle bekleyecektim.
Tek isteğim ve masum olan bir dileğim vardı.
        Akşam da yağmurun yağması...


1 Kasım 2010 Pazartesi

Düşle Gerçek Arasında...

  İnsanlar festival alanını hınca hınç doldurmuştu. Bende keyifle geçericeğim akşamın tadını çıkarmaktaydım. Geleneksel şölenin başlamasına kısa bir süre kalmıştı. Fakat bugün kendimi bir hayli yorgun hissediyordum. Biraz dinlenmek için kendime boş bir sandalye bulmuştum. Başım dönmekte ve birazda halsizdim. Geçiceğim akşamı düşünerek kendimi avutmaya ve eğlenmeye çalışıyordum.    Birden her taraf bembeyaz olmuştu. ve etrafta kimseler yoktu. Önümde sadece sonsuz bir boşluk görüyordum. Herkes nereye gitmişti ve ben buraya nasıl gelmiştim. Hiç birşey bilmiyordum. Kafam allak bullak olmuş buranın neresi olduğunu anlamaya çalışıyordum. Sonsuz bir beyazlıktan başka hiç birşey görmüyordum. Bir anda etrafı beyaz bir ışık sarmaya başladı. Çok uzağımda nokta kadar bir cisim görüyordum. ve hızla Ona doğru koşmaya başladım. Oraya varabilmek için ise sadece koşuyordum.    Koşarken kendimi bir çölün ortasında bulmuştum. Buraya da nasıl gelmiştim hiç birşeyi anlayamıyordum. Çöl sıcaktan kavruluyordu. Terler içerisinde kalmış etrafımda buğulu buğulu kumlar görüyordum. Sıcağa dayanamıyordum. Biraz daha burada kalırsam eriyip süzülebilirdim. Biraz yürümeye karar verdim. Bir yol bulurum diye yürümeye başladım. Zar zor adımlar atıyor ve bir an önce buradan kurtulmanın planlarını yapıyordum. Derken biraz uzağımda uzun kumral saçlı bir kız görüyordum. Kızın üzerinde ise uzun beyaz bir elbise vardı. Ya sıcaktan serap görüyordum. Ya da gerçekle karşı karşıya kalmıştım. Bunun gerçek olup olmadığını anlamak için kumral saçlı kızın yanına gitmek zorundaydım. Bu yakıcı sıcağa rağmen ona doğru koşmaya başladım. Ben ona yaklaştıkta o biraz daha ilerliyordu Serap mı değil mi yanına gidince anlayacaktım. Adımlarımı hızlandırdım. ve sonunda yanına varabilmiştim. Tam dokunacaktım ki...    Kendimi soğuk bir dağda tek başıma bulmuştum. Üzerimde kışlık kıyafetlerin bulunmasına rağmen soğuktan tir tir titriyordum. Neler oluyordu buralara nasıl geliyordum. Hiç birşey bilmiyordum. Sadece anlamaya çalışıyordum. Neden oradan oraya sürükleniyordum olanları bir türlü anlayamıyordum. O kadar soğuktu ki kim bilir  hava eksi kaç dereceydi. Soğuktan neredeyse nefesim donacaktı. Adım attığım anda ayaklarımın buz tutacağını zannediyordum. Çünkü yere tükürdüğüm an tükürük buz kesilmişti. Kafamı sağa sola çevirdiğim anda buranın neresi olduğunu anlamaya çalışıyor ve buradan nasıl kurtulacağımın düşünüyordum. Kafamı kuzey batı yönüne çevirdiğim an dağın zirvesinde bir kız görüyordum. Bu kız büyük bir ihtimal çölün ortasında gördüğüm kızdı çünkü aynı boylarda ve kumral saçlıydı. Havanın soğuk olmasına rağmen üzerindeki elbise bile aynıydı. Boşlukta ki beyazlıkta gördüğüm nokta kadar cisim kesinlikle bu kızdı. Peki bu kız kimdi ? Ona ulaştığım an bu olanlardan kurtulabilecekmiydim hiç bir fikrim yoktu. Ona ulaşıp bunu öğrenmek zorundaydım. Hızlı adımlarla dağın tepesine doğru tırmanmaya başladım. Bu sefer kız hiç hareket etmiyordu. Sırtı dönük sadece orada bekliyordu. Dağın tepesine çıkmak beni epey zorluyordu. Fakat onun yanına varıp tüm olan biteni öğrenmek zorundaydım... Zorda olsa kızın yanına varabilmiştim. Tam dokunmak üzereydim ki birden hızlı bir hareketle kaybolup dağın öteki yüzüne gitmişti. Bunu nasıl yapmıştı. Anlamış değildim. Neler oluyordu burada ne dönüyordu hiç birşey bilmiyordum. Birden büyük bir gürültü kopmuştu. Sanırım çığ düşüyordu. Bende bu çığın altında kalmış aşağı doğru yuvarlanıyor beyaz karların arasında kayboluyordum. Ayağı kalktığım vakitte ise...    Kendimi festival alanında bulmuştum. Ne olmuştu ki yeniden buradaydım. Ne olursa olsun buraya geldiğim için çok mutluydum. Gördüğüm o ki herşey bıraktığım gibi yerli yerindeydi. Eğlencenin tadına varıp şölenin keyfini çıkarmalıydım. Sanırım  kabus görmüş ve rüyadan yeni uyanmıştım. Tüm olanları atlattığım için derin bir nefes almıştım. Derken festival alanında, yaşdığım kısır döngüde ki kızı yine görmüştüm. Bu kızın o kişi olduğundan o kadar emindim ki, bu duruşu ve o kumral saçları asla unutamazdım. Üzerinde ki elbiserin de aynı oluşu bu düşüncemi direk doğrulamıştı. Ona doğru hızlıca yürümeye başladım. Bu sefer hareket etmiyor insanları arasında durmuş etrafı seyrediyordu. Onu yakalamama ramak kalmıştı. Hiç bir yere gidemezdi . Çünkü tam önümde duruyordu. Hafiften omuzuna dokunarak kim olduğunu ve neden karşıma çıktığını soracaktım. Bu anlamsız yolculuğun ne olduğunu öğrenecektim. Tam omuzuna dokunmuştum ki anlamsız bir tepkiyle karşılaşmıştım. Benim kim olduğumu  neden kendisine dokunduğumu soruyordu. Hatta sert çıkmış sinirli bir şekilde ısrarla cevap vermemi istiyordu. Hemen özrümü diledikten sonra arkamı dönüp giderken umarsızca kendime gülüyor kalktığım sandalyeye yeniden oturmaya gidiyordum. Kendi içimde neler yaşayıp gördüysem tüm bunların, hala ne olduğunu çözmeye çalışıyordum. Kısa bir vakit sandalye de uyuklarken  bu kısır döngüyü doğrudan hayal gücümle beraber  beynime yansıtmış, Düşle gerçek arasında oradan oraya giderek sonsuz bir boşlukta kısa bir süreliğine kaybolmuştum.    Olanları bir kenara bıraktıp sadece festivalin tadını çıkarmalıydım...

31 Ekim 2010 Pazar

Felaket Zinciri...

   Yaşadığım karanlık geçmişi geride bırakmış ve hayata beyaz bir sayfa açarak yeniden başlamak istiyordum. Yaşanan tüm kötülükleri unutturmak ve herkesten af dilemenin zamanı gelmişti. Kimseyi kırmayıp üzmeden yakınlarımla tekrar beraber olmak istiyordum. Başlangıç olarak ilk önce kızımı sonra ailemi ondan sonra da arkadaşlarımın ziyarek ederek hepsinin yanında olmaya karar vermiştim . Günahlarımı silmiş güzel bir hayata doğru yol almıştım. Herşeyin daha güzel olması en büyük temennimdi.    Kızım ben görmeyeli epey büyümüştü ayrıldığım eşim ben yokken ona  çok iyi bakmış ve yokluğumu hiç aratmamıştı. Kızımı yeniden gördüğüm için çok mutluydum. ve ona sıkı sıkıya sarılıyordum. Onunla oyunlar oynayıp hatırmaladıklarını hiç yaşanmamış sayıyordum. Ne kadar kötü bir hayat yaşamış olsam da ben hala onun babasıydım. ve bir daha onu asla yalnız bırakmayacaktım.    Şimdi ki durağım, şehir dışında kendi hallerinde yaşayan ailemin yanına gitmek oluyordu. Çekirdek ailemi çok özlemiştim. Onlarla da vakit geçirmeyeli epey bir zaman olmuştu. Bakalım onlar beni karşılarında gördükleri anda neler hissedeceklerdi. Ailem bana çok kırgındı. Haklıydılar çünkü oğulları hiç birşey demeden evden çıkıp yıllarca dönmemişti. Af dilemek için bir kez daha kapılarını vurmuştum. Bu sefer beni daha mutlu karşılamışlardı. Onların da içi sızlıyor affetmemek için kendilerini tutamıyolardı. Ne de olsa öz oğullarına yeniden kavuşmuşlardı. Evde ki herkesin birer birer elini öpüyor ve sımsıkı sarılıyordum. Onlara kavuştuğum için çok mutluydum. Bir daha onları terketmeyip hiç bir yere gitmeyecektim. Her zaman yanlarında olacak ve sürekli destek çıkacaktım. Şimdilik evden ayrılmanın vakti gelmiş ve son olarak arkadaşlarımın yanına kaldımız yerden devam etmeye gidecektim.     Dostlarımın her zaman uğradığı ve vakit geçirdiği bir yer vardı. Eğer onlarda yaşadıkları hayata  hiç birşey olmamış gibi devam ediyolarsa hala orada oyun oynamaktaydılar. Onlara sürpriz yapıp çocukluk arkadaşlarımın takımdaki bir kişilik eksiğini tamamlayacaktım. Mekandan içeriye adımımı atmıştım. Her zaman olduğu gibi akşamları burada vakit geçiriyolardı. Beni karşılarında gördükleri zaman çok şaşırmışlardı. Biraz kırgın ve üzgündüler çünkü biz hiç ayrılmamak üzere yemin biçmiştik. ve o yemini sadece ben bozmuştum. Hayatımı da tamamen hiç sayıp herkesi geride bırakmıştım. Benim burada ne işim olduğunu neden tekrar geldiğimi soruyolardı. Bende herşeyi tamamıyla baştan sonra anlatıp içimi döküyordum. Ucu bucağına neler yaşadığımı yaptığım tüm kötülükleri geride bıraktığımı söylüyordum. Onlarında hafiften kalbi yumuşuyolar ve bana inanıyorlardı. Hatta inanmak zorundaydılar. Çünkü hiç ayrılamacak olan arkadaşlar tekrar bir aradaydı. Herkesin hafiften gözleri doluyor ve bana yeniden merhaba diyolardı. Arkadaşlarımla tokalaşıyor ve sarılmaktan herkesi havalara kaldırıyordum. Ben onları onlar da beni çok özlemişti. ve yeniden bir arada olmanın heyecanını yaşıyorduk. Gecemiz şen şakrar geçiyor ve vaktimizi eğlenecek çok güzel bir şekilde devam ettiriyorduk... Gecem çok güzel geçmiş ve  bundan sonraki durağım kaldığım sığınağın yolunu tutmak oluyordu.     Tüm tanıdığım insanlardan affımı istemiş ve beni hiç birşey olamış gibi yeniden aralarına almalarını istedim. Onlar benim hayatımdı ve ben onlarsız yaşayamayacağımı anlamıştım. Beni affettikleri için de çok mutluydum. Bundan sonra da hayatımı çok iyi şekilde devam edeceğimden de hiç bir şüphe duymuyordum. ve beyaz sayfam yeni mutluklarla çok güzel bir şekilde açılmıştı böyle de devam etmesini istiyordum. Sabah olunca ikinci sayfam yeniden başlamış olacaktı.    Güne uzun zamandır unuttuğum bir heyecanla başlamıştım. Çünkü uzun bir aradan sonra mutlu bir şekilde uyanmıştım. Ellerimi yüzümü yıkadıktan sonra ilk kahvaltımı nerede yapacağımı düşünüyordum... Telefonum çalıyordu. ve arayan kişi eski eşimdi. Sanırım beni kızımla kahvaltıya çağırıyordu. Hızlı bir şekilde telefonu açtım. ve bir anda kötü bir sesle karşılaşmıştım. Çünkü istemediğim bir haber almıştım. Kızım fena şekilde hastalanmış ve hastaneye yoğun bakıma kaldırılmıştı. Hemen evden çıkmalıydım. Tam evden çıkmak üzereydim ki telefonum yeniden çalmaya başladı. Bu sefer kardeşim arıyordu. Onunda sesi titreyerek geliyordu. Çünkü kötü birşey olmuştu. Yaşadıkları kesimde deprem olmuş yaşadıkları bina yerle bir olup yıkılmıştı. Sanırım ailede ki tüm insanlar enkaz altında kalmıştı. Nereye gitsem kime yardıma koşsam diye kara kara düşünüyordum. Evden çıkmıştım. İlk önce kızıma uğrayacaktım. Sonra da apar topar ailemin yanına gidecektim. Bu sefer onların bana çok ihtiyacı vardı. Yola çıkmıştım ve yine telefonum çalıyordu. Kimdi bilmiyordum. Hemen gelen telefonu yanıtladım ve arayan kişi bu sefer arkadaşımdı. Onunda sesi üzgün bir şekilde çıkıyordu. Çabuk yanlarına gelmemi ve onları kurtarmamı istiyordu. Çünkü  alkolü fazla kaçırıp eve dönüş yolunda kaza yapmışlardı. Sanırım araba da bir kaç kişi ölmüş diğerleri de ağır yaralanmıştı. Arabada sıkışmış ve gelecek olan yardımı bekliyorlardı. Kader bizi ölümle ayırmıştı. Onların yanında olmalı ve sıkı sıkıya birbirimize kenetlenmeliydik. Bu sefer eskisinden daha çok birbirimize ihtiyaç duyuyorduk.    Herşey üst üste gelmişti. Bütün kötü olaylar özellikle bu günü bulmuştu. Bütün acıların hepsini bütünüyle yaşıyor ve kahroluyordum. Çok üzgündüm. Onların yanına gitmekten başka elimden hiç birşey gelmiyordu. Daha yeni kavuşmuşken teker teker hepsini kaybetmek gururuma dokunuyordu. Sanırım şu anda dünyanın en üzgün adamıyım. Ağlamaktan içim dışıma çıkmış ve çaresizce oradan oraya koştuyordum. Tüm sevdiklerime yeniden  kavuşmuşken bir anda ellerimden kayıp gitmelerini istemiyordum. Tek isteğim onları bir daha kaybetmemekti. Neler yaşamıştım ki Tanrı beni bunlarla cezalanırıyordu. Bunları hak edecek neler yapmıştım ki dizlerimin önüne çökmüş çaresizce eridiğimi hissediyordum. Neden bu karar bitkin ve umutsuzdum.  Yeniden herşeyin düzeleceğine inanmışken neden hayatım bir anda tersine dönmüştü. Bunları yaşayacak kadar insan kalbi kırıp, günah işlemişmiydim ki böyle bir durumla karşı karşıyaydım. ve bana verilen ceza da bu mu olmalıydı..     Bu durumda hayatıma açtığım yeni sayfa, karanlık bir evreyle sonsuza dek kapanmış görünüyordu. Peki şimdi ne olacak ?

30 Ekim 2010 Cumartesi

Yalnızlık Ömür Boyu...

   Ailemle düzgün ve düzenli bir hayat yaşıyordum. Kendi aramızda geçinip gidiyor ve kimseye yük olmuyorduk. Ailemiz; bu hayatta bizi sımsıkı bağlayan ve hiç bir zaman ayıramayacak kadar büyük bir bağ oluşturmuştur.
 
   Her zaman ki gibi en sevdiğim caddeye sabah yürüyüşüne çıkmıştım. ve her zaman olduğu gibi bunu tek başıma yapıyordum. Bu hayatta ailemden başka kimsem yoktu. Ne bir arkadaşım ne bir yakınım ne de bir yarim vardı. Şehrin  kalabalığında insanların arasında olan ve onların içinde tek başına düşünen bir adam olmuştum. Kendi dünyamda hep yalnızdım.

    Bugünde hava çok güzeldi. Yürümek için de çok güzel bir hava vardı. Hayatta yaptığım ve sevdiğim tek alışkanlık bu caddede yürümek oluyordu. Öyle çok yürüyordum ki sabahı akşama karıştırana kadar hep bu caddede kalıyordum. Kimseyle konuşmuyor ve sabahları uyandığımda hep bu caddede oluyor ve sadece yürüyordum. Yürüyor yürüyor ve yürüyordum.
 
   O kadar çok yürümüştüm ki her şeyimi geride bırakmıştım. Tüm hayatımı yaşayamadıklarımı göremediklerimi hep bu caddede kaybetmiştim. Artık orta yaşlarına gelmiş bir adamdım. Kendi içimde tek değil gerçek anlamda yalnızdım. Zaten bu hayatta görebileceğim bir ailem de kalmamıştı. Onlarda beni bu dünya da bir başıma bırakmış öylece yok olup gitmişlerdi. Eski geleneğimi bir hiç zaman kaybetmiyor ve bırakamıyordum. Nedense sadece yürümek istiyordum. Her zaman bu caddede adımlarımı atıyor tüm geçmişimi burada silebiliyordum. Sadece yürüyor yürüyor ve yürüyordum.

   Tüm tatsız ve tutsuz anıları bu caddede yaşamıştım. Bütün hayatımı anlamsız bir boşluğa bırakmış ve öylece yürümeye dalmıştım. Doyasıya yaşayamamıştım bu hayatı... tutamamıştım ucundan.. geleceğimi düşünmemiş olanları hiçe saymıştım... unutamamıştım kimseyi ve bu durumda hiçbir şey yapamamıştım.

   Hayatımın baharındaydım. Saçlarım kar taneleri gibi bembeyaz olmuştu. Elimde bastonla hala yürümeye devam ediyordum. Nefes aldığım sürece benim için daha hayat bitmemişti. Artık caddelerde de kimse kalmamıştı. Terk edilmişti bu şehir ve öylece bırakılmıştı kaldırımlar... bir tek ben kalmıştım sonununu bir türlü getiremediğim o caddede, sadece ben adım atmaktaydım. Artık bu cadde de kimseler yürümüyor ve yaşamıyordu. ve ben hala yürümeye devam ediyordum. Sadece yürüyor yürüyor ve yürüyordum.

   Birden hava kapandı ve yağmur yağmaya başladı. Yağmur hafiften çiseliyordu. Aniden yağmur  şiddetini arttırmıştı. O kadar çok yağıyordu ki bardaktan boşalırcasına geliyordu. Yağmurun şiddeti o kadar fazlaydı ki akan damlalardan burnumun ucunu bile göremiyordum. Her tarafı sel götürüyordu. Hava biraz da soğumaya başlamıştı. Yağmur şiddetini karla karışık yağmura bırakıyor ve etrafı beyaz bir örtü sarmaya başlıyordu. Bu sefer gökyüzünden lapa lapa karlar düşüyordu. Her taraf kısa bir süre içerisinde bembeyaz olmuş tüm cadde beyaz karlarla örtülmüştü. Kar şiddetini biraz hafifletmişti. Cadde aniden bembeyaz olmuştu. Kısa bir süre sonra hiç bir şey yağmıyordu. Şiddetli kar ve yağmur kısa sürmüş ardında doğaya güzel bir görüntü bırakmıştı.

    Meltem hafiften esiyor havada yapraklar uçuşuyordu. Ağaçlardan dökülen yapraklar kaldırımın üstünü örtmeye yetiyor ve artıyordu. Güzel de bir koku sarmıştı etrafı... Her taraf yeşeriyordu. Rüzgardan esen soğuk yel kendini güneşin sıcaklığına bırakıyordu. Birden güneş doğuyor ve cadde aydınlanıyordu. Gökyüzünde gök kuşağı bile oluşmuştu. Hava kendini soğuktan ılıman bir sıcaklığa bırakmıştı. Sanırım az önce bu caddede ilk defa rastladığım bir olaya tanık olmuştum. Çünkü dört mevsimi bir anda yaşamıştım. İşte benim hayatımda böyle yaşanmıştı. Her şey bir anda olup bitmişti...' Yalnızlık bir ömür boyu peşimi bırakmamış ve her zaman yanımda olmuştu. ve ben her şeyimi geride bırakıyor sadece yürüyor yürüyor ve yürüyordum.
Ömrümün sonuna kadar...

29 Ekim 2010 Cuma

Köstebek...

   Bana verilen yeni görev büyük bir devlet adamını korumaktı. Şirketten aldığım bilgiye göre bana verilen bu yeni görev uzun bir süre devlet büyüğünü ,yani başkanı korumak oluyordu. Başkanın güvenliğini en iyi ve üst bir seviyede korumak artık benim yeni görevimdi. Başkanı düşmanlarından korumak ve onun güvenliğini en iyi şekilde sağlamak adına bu görevi kabul etmiştim.
   Başkan gününün  büyük bir kısmını işine ayırıyordu. Özel hayatını hep arka planda bırakıyor ve hiç bir zaman ona ayıracak vakit bulamıyordu. Ülkesini en iyi şekilde temsil etmek ve kollamak onun en büyük amacıydı. Bunu yaparken de bana ve tüm adamlarına ihtiyacı vardı. Bu aralar tek ilgilendiği konu dış ülkelerinin saygınlığını kazanmak ve karşılıklı güven birliğini sağlamak oluyordu. Kimi ülkelerle anlaşmış durumda kimi ülkelerde ona düşman kesilmişti. Bunları yaparken de halkını her zaman ikinci planda sayıyordu. Yurt dışı gezileri seminerler toplantılar bir türlü bitmiyordu. ve ben her yerde başkanın güvenliğini çok iyi bir şekilde yerine getirmekle hükümlüydüm ve bunuda çok iyi bir şekilde yerine getiriyordum.
   Bana gelecek olursak; şirket diye tabir ettiğimiz bir kurumda ,bana verilen her işi harfiyen yerine getirmek adına  burada çalıyordum. Şirketin amacı ülkeyi sömürmeye çalışanlardan korumak ve bu ülkenin kötü çıkarlarını düşünen ,gizliden satmaya kalkışan adamların önüne geçerek onlara dur demek oluyordu. Şirket her zaman haklı olmuş ve doğru yolda adımlar atmıştır.
   Başkan bugün arap ülkelerinin başkanlarıyla düzenlenecek bir seminere katılacak ve Seminerde petrol konuları konuşulacaktı.  Ülkeye girecek olan petrollerin akışını daha uygun bir fiyatta tutulmasında karar verilip ortak bir yolda hareket edilmesi masaya yatırılacaktı.
Zirvedeki görüşme olumlu geçmişti. Bundan sonra ki adım avrupa ülkeleriyle yapılacak olan geleceği dair uygulanması gereken ortak kararlar ve insanların avrupa ülkelerine daha iyi bir koşulda gidip gelebilmeleri tartışılacaktı. Bu görüşmeler günden güne devam ediyor ve kararların kısa bir zamanda sonuçlanması  planlanıyordu. Nihayetinde görüşmelerin sonuca varamamış ve ileri ki zamanlarda tekrar ele alınmasına karar verilmişti... Başkanında diğer dış ülkelerle yapacağı görüşmeler tüm hızıyla devam ediyordu.
   Artık yurda dönmenin zamanı gelmişti. Başkan; onu buralara getiren vatandaşlarını hiç düşünmüyor her zaman kendi cebini ve çıkarlarını düşünüyordu. Ülkeye gösteriş amacıyla sözde yapmış olduğu yeniliklerden ve yapacağı çalışmalardan bahsediyor işini de her zaman düzgün bir şekilde yaptığını dile getiriyordu. Bu ülke için varolduğunu ve bu ülkenin en güzel yerlere geleceği için and da içmişti. Ona göre ülke çok iyi bir şekilde yönetiyordu.
Fakat ülkenin durumu içler acısıydı. Ekonomi günden güne çöküyor insanlar aç sefil bir halde evlerinde çaresizce oturuyordu. Okuyanlar iş bulamıyor çalışanlar işlerinden oluyordu. Ülkede yaşayan tüm insanlar mutsuz, ümitsiz bir halde bu durumun düzelmesi için birşeyler yapmak istiyor ve bu kötü gidişatın da düzelmesini istiyorlardı.
   Başkan miting için son hazırlıklarını yapıyordu. Her zaman olduğu gibi halkına işini doğru bir şekilde yaptığını söyleyecekti. Bu durumda da insanların gözlerini boyuyor olacaktı. Bu miting de benim görevim ise onun isteklerini son anâ kadar yerine getirmek ve her zaman güvenliğini düzgün bir şekilde sağlamak olacaktı. Kim ne yaparsa yapsın ,ne derse desin ben sanace işimi yapmakla yükümlüydüm. Geride kalanlar ve yaşananlar beni asla ilgilendirmiyordu.
   Mitinge az bir zaman kalmıştı. Başkan zor hazırlıklarını yapıyor ve konuşması için son provaları tamamlıyordu. Her yer didik didik kontrol edilmiş ve güvenlik tedbiri üst seviyeye alınmıştı. Başkanın konuşmasını zorlayacak hiç bir etken yoktu. Miting başladığı zaman  başkan halkının karşısına çıkıyor ve oraya gelen tüm insanları selamlıyordu. Başkan konuşmasına başlamış ve mitingi hızlı bir şekilde devam ettiriyordu. Halk vaatlerine inanıyor ve onu bu durumda bağırına basmaktan hiç çekinmiyordu. Başkan mutlu mesut konuşmasına devam ediyordu. Birden kötü birşey oldu ve başkan yere düştü. Mitinge gelenler paniklemiş ve durumun ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Başkan yerde yatarken gördüğüm tek şey anlının ortasında bir deliğin olduğuydu. Başkan bir suikaste kurban gitmiş ve ölüm kurşunun hedefi olmuştu. Başkan kafası kanlı bir şekilde öylece yatıyordu. Hemen başkanın ölüp ölmediğini kontrol ettik ve kötü bir sonuçla karşılaştık. Başkan orada son nefesini vermişti ve ben onun ölmesine engel olamamış onun güvenliğini tam olarak sağlayamamıştım. Bu duruma hiç üzülmüyordum. Çünkü bunun olmasına ben karar vermiştim. Başkanı öldürenler şirketin adamları ve onun bu dünyadan silinmesini isteyen dış ülke başkanlarından başkası değildi.
   Dış ülkelere yapılan ziyaretler başkanın değilde şirketin işine yaramıştı. Onu öldürmek daha kolay ve daha hızlı bir şekilde olmuştu. İstediğimizi elde etmiş ve onu bu dünyadan alıp götürmüştük. Dış ülke başkanlarıyla  tek tek anlaşılmış ve kararın bu yönde olmasını uygun görmüştük ve istediğimizi başarıyla sonuçlandırdık. Bu ülkeyi başkanın elinden kurtarmak için yapmamız gereken tek seçenek şuydu; onu öldürmek... Bunuda tam anlamıyla yerine getirmiş bulunuyoruz.
   Köstebek olarak başkanın yanına sızmış ve bu görevi memnuniyetle yerine getirmekten dolayı kendimle gurur duyuyordum. Bu ülke artık daha iyi koşullarda yönetilecek ve her zaman daha iyi yerlere gelecek...
Şirket her zaman haklı olmuş ve doğru yolda adım atmıştır.

28 Ekim 2010 Perşembe

Deli...

   Bugün hiç tanımadığım bir kişi ,beni tanıdığını ima ederek çok özlediği dile getirdi. Herşey sabah yolda yürürken hiç beklemediğim bir anda onun karşına  çıkmasıyla başladı. Samimi bir şekilde lafa girerek nerelerde olduğumu ve hiç gözükmediğimi söyledi. Bende delidir herhalde diye öylece geçiştirmeye çalıştım. Fakat beni tanıdığından o kadar emin ki neler yaptığımızı ne kadar iyi bir dost olduğumuzu söyleyip söyleyip duruyordu. Deli diye pek üstüne varmıyordum. Deli olmasa bile öyle olduğunun kanaatindeydim. O kadar ısrarcıydı ki ne yapsam peşimi bırakmayacaktı. Bende ona uyup bir günü mü deliler gibi geçirmeye karar verdim. Onunla arkadaş görünüp dolaştıktan sonra onu geldiği yere bırakacaktım. Bakalım deliyle bir gün nasıl geçecekti.    Sürekli hikayeler anlatıp duruyordu. O kadar iyi arkadaşmışız ki günlerimiz hep beraber geçiyor ve kardeşlikten de öte dostluk bağımızın olduğunu ima ediyordu. Daha yeni tanıdığım deli arkadaşım , sözde beni her zaman yemek yediğimiz yere götürmek istiyordu. Oraya gittik ve güzelce yemeğimizi yemiştik. Çok acayip tavırları vardı fakat şu an tanıdığım kadarıyla kötü huyu hiç susmamasıydı. Anlattıkça anlatıyordu. Ben bile geçmişte ne kadar iyi bir arkadaş olduğumuza neredeyse inanacaktım. Bundan sonra sözde beni her zaman takıldığımız bir kafeye oyun alanına götürmek istiyordu. Onu da kabul ettim ve dediği yere gitmiştim. Deli olmasına rağmen çok eğlenceli ve düzgün bir insandı. Keyifli dakikalar geçiriyor ,oradan oraya giderek günümüzü gün ediyorduk. Hiç tanımadığım bir insanla vakit geçirmek acayip bir duyguydu. Onunda beni tanıma sıfatıyla yanımda durması bambaşka bir olaydı. Ne yapıyor ne ediyor günümüzü hiç durmadan gezerek geçiriyorduk.    Hiç bilmediğim yerlere götürmüştü beni sürekli bunları şöyle yaptığımızı oraya buraya gittiğimizi anlatıyordu. Bende içimden vay be ne insanmışım deyip duruyordum. Oradan oraya giderek akşamı da getirmiştik. Artık ayrılma vaktinin geldiğini düşünüyordum. Bir daha görüşemeyeceğimizi karşıma çıkmaması gerektiğini nasıl söylecektim bilmiyordum. Tam konuya girecektim ki son olarak ailesiyle tanışmamı rica etmişti .Onları da görüp ziyaret etmemi hallerini hatırlarını sormamı istiyordu. Ona göre geçmişte ailesini çok seviyor ve bu ziyaretleri sıkça yapıyormuşum. Ailesinin de beni çok sevdiğini ve ne zamandır da görüşemediğimizi söylüyordu. Bende son istediğini kırmayıp ailesini ziyaret etmeyi kabul ettiğimi ve bir an önce hasret giderip evime dönmek istiyordum. Deli olmasına rağmen bu adamın ikna kabiliyeti bir o kadar kuvvetliydi.     Tenha ıssız bir sokaktan içeri girmiştik sokak bana biraz garip gelmişti. Çünkü gereğinden daha fazla karanlık ve sokakta yıkık dönük binaların bulunduğu çoğu dairede de kimsenin oturmadığını çok net bir şekilde görebiliyordum. Fakat hiç sesimi çıkarmayıp söylediği yere gidecektim. Bakalım ailesi nasıl insanlar tanıyıp öğrenecektim. Aklıma da kötü bir düşünce  de getirmek istemiyordum. Sokakta biraz yürüdükten sonra ortalarına doğru eski püskü bir binadan içeri girmiştik. Ailesinin üçüncü katta oturduğunu söylemişti. Yavaş yavaş adımlarla merdivenlerden yukarı doğru çıkıyorduk. Apartman o kadar sessiz ve o kadar rutubetliydi ki sanırım onlardan başka kimse burada yaşamıyordu... Üçüncü kata varmıştık ve kapıyı hafifçe vurduk. Kapıyı güler yüzlü bir insan açmıştı. Evden içeriye bir kaç adım attıktan sonra pat diye kendimi yerde bulmuştum. Sert bir cisimle kafama vurulmuş ve kanlar içerisinde çaresiz bir şekilde yere düşmüştüm.      Gözlerimi açtığım anda karşımda dört tane kar maskeli ve silahlı adamlar görüyordum. Biraz da kendim de değildim. Bunun hayal mi yoksa gerçek mi olduğunu anlamaya çalışıyordum. Derken aralarından biri yüzüme bir bardak su çarpmıştı ve bunun gerçek olduğunu o an anlamıştım. Başım fena halde derde girmişti. Ya öldürülecektim ya da kullanılacaktım. Hiç durmadan bunları düşünüyordum. Bu insanlar ya insan taciri ya da bir grup teröristti. Neler olacağını ve bana ne yapacaklarını korkmuş bir halde merak ediyordum. Derken odaya benim deli diye tabir ettiğim adam girmişti. ve hemen söze girdi. - 'Bana deli diyordun fakat kendin benden daha delisin. Çünkü ne yaptığını bilmiyor acayip işlere kalkışmak istiyordun. Seni uzun bir müddet araştırdıktan sonra kendimize uygun biri olduğunun fikrine vardık. Sen hem kolay lokmaydın hemde çok saftın. Seni istediğimiz gibi kullanacak ve satabilecek duruma getirebiliriz .Sen artık bizim malımız ve kaynağımızsın. Son olarak sana tavsiyem şu; bu hayatta hem deli olacaksın hemde ,asla  delilik etmeyeceksin. Keşke bunu sana ben daha karşına çıkmadan önce biri söylemiş olsaydı. Belki bundan ders çıkarır ve de buralara da gelmiş olmazdın ' diyerek lafının bitirdi.     Bende içten içe kahroluyor ve bundan sonra bana neler yapacaklarını çaresizce merak ediyordum. Tek isteğim sadece buradan kurtulmaktı... Peki şimdi ne olacak ?

27 Ekim 2010 Çarşamba

Yaralı Adam...

   Kimsesiz ve başı boş bir halde ,yine sokaklarda öylece dolanıyordum. Her gece olduğu gibi bugun de kendime kalacak bir yer bulmam lazım... Sokaklarda yaşıyordum ve hala kendime düzenli bir şekilde kalacak bir mekan bulamıyordum. Bu gecede iyice dolanıp kendime uygun bir yer bakacaktım.
   En sonunda kendime uygun bir yer bulabilmiştim. İnşaatına ara verilmiş fazla açık tarafı bulunmayan güzel bir binanın önünde duruyordum. Giriş katına baktığım anda bu gece burada kalacağıma karar vermiştim. Kimseler gelmezse bir kaç günümü burada uyuyarak geçirebilirdim. Bir de üst katları kolaçan etmeliydim. Bakalım yukarı ki katlarda güzel ,daha uygun bir yer bulabilecekmiydim.
   Tam ikinci kata çıkmıştım ki bir yerden ağlayıp sızlama sesleri duyuyordum. İyice katın içine girdim ve cam tarafında yatan bir adam görüyordum. Sokak lambalarının ışığı yüzüne doğru yansımaktaydı. Burada yatan adamın ağlayıp sızlamasının nedeni her tarafının kanlar içerisinde olmasından kaynaklanıyordu. Sanırım çok feci bir şekilde dövülmüş ya da dövüldükten sonra buraya  bırakılmıştı. Bir kaç kemiği kırılmış ağızı burnu da kanlar içerisindeydi. Halsiz olduğundan sorduklarıma doğru düzgün  yanıt veremiyordu. Onu daha fazla yormadan baş ucunda beklemeye kadar verdim.
  Sabah olmuştu ve ben gözlerimi hiç kırpmamıştım. Sabaha kadar yaralı adamın başında beklemiştim. Az biraz sonra yaralı adam da uyanmıştı. Kim olduğu bunları kim yaptığını aç mı tok mu neler olduğunu birer birer sormuştum. Hepsine tek tek düzgün bir şekilde cevap vermişti. Alacakları tarafından köşeye sıkıştırılmış ve işkenceye kadar her türlü aletle zorla dövüşmüştü. İki gündür burada kalıyor  ve hiç birşey de yememişti. Nerede yaşadığını ve ne işle meşgul olduğunu da söylememişti. Şimdi de benden ona yiyecek birşeyler bulmamı ve giyebilecek kıyafetler getirmemi istiyordu. Bende ne yapıp edip onun isteklerini yerine getirmeye çalışacaktım.
    Akşam vakti ,zorda olsa  istediği herşeyi bulup getirmiştim. Elimden geldiği kadar ona yardım edebiliyordum. Elini yüzünü yıkadıktan sonra ,giyecekler üzerine tam olarak uymuş ve oturmuştu. Karnını da bir güzel doyurmuştu. Buradan ayrılırken bana çok teşekkür edip elime de bir not tutuşturmuştu. Yaralı adam kendisini biraz topladıktan sonra öylece yanımdan ayrılmıştı.
Aradan bir kaç dakika geçtikten sonra verdiği kağıdı açıp içinde neler yazıyor ona bakıyordum. Kağıtta bir adres ve üç gün içerisinde buraya gelmemi talep eden bir not bulunuyordu. Kağıtta yazan adresin neresi olduğunu tam olarak bilmiyordum fakat oranın şehrin merkezinde olduğunun kanaatindeydim. Oraya gitmelimiydim veya gitmemeliydim. Bu soruyu çok fazla düşünmeye başladım. Acaba bu adreste beni ne bekliyor olacaktı. Ne için fazla birşey söylemeden öyle çıkıp gitmişti bir türlü anlayamamıştım.
Üç gün geçtikten sonra kararımı vermiştim. Çok düşündüm ve söylediği adrese gidecektim.
   Yazdığı adres tam olarak burayı gösteriyordu. Önümde büyük ve lüks bir ev duruyordu. Acaba yanlış mı gelmiştim bilmiyordum. Benimle dalgamı geçiyordu. yada söylediği adres tam olarak burasımıydı birazdan öğrenip görecektim. Kapıyı çaldım. ve  kapıyı açan güzel bir kadınla karşılaştım. Yukarıya çıkmamı ve beyefendinin beni yukarıda beklediğini söyledi. Sakin adımlarla merdivenlerden yukarı doğru çıktım. Sanırım yaralı adam sağdan ikindi odada duruyordu. Çünkü kapıda büyük harflerle ismi yazıyordu. Kapıyı bir kaç tek tıklattıktan sonra heyecanlı bir şekilde odadan içeri girdim. ve sıcak bir karşılamayla karşılandım. İnşaatta gördüğüm o yaralı adam pahalı kıyafetler giymiş çok güzel bir odada duruyordu. Meğerse yaralı adam çok zengin bir insanmış ,rahat ve güzel bir hayat sürüyormuş...  Beni karşısında gördüğü anda kibar bir tonuyla hemen konuşmaya başladı;
   - Yeni hayatına hoşgeldin evlat!  bana yaptığın iyiliklerden ötürü seni güzel ve lüks bir dünyanın içerisine sokmuş bulunuyorum. Bundan sonra yaşayacağın hayat mutlu ve huzurlu bir şekilde devam edecek... Bu da benim sana teşekkürüm olsun. diyerek lafını orada bitirdi. Bende ne yapacağımı ,ne söyleyeceğimi bilmeden öylece donup kalmış ve bundan sonra ki hayatımın nasıl devam edeceğini merak etmeye başlamıştım.

Peki şimdi ne olacak ?
   

26 Ekim 2010 Salı

Şoför...

   Her gün olduğı gibi bugünde takım elbisemi giyip işe gidiyor yalanıyla evden ayrılmıştım. Kimseye işten atıldığımı söyleyemiyordum. Hala takım elbise mi giyip işe gidiyor numarası yapıyordum. Büyük bir firma da üst düzey yöneticiyken ekonomik kriz bizi de hedefi  altına almıştı. Utancımdan kimseye birşey söyleyemiyor her gün işe gidiyor bahanesiyle kendime yeni bir iş bulana kadar kimseye birşey  farkettirmeden  yaşamıma devam etmek  istiyordum.
   Bu sabah da kapıyı sessizce kapatıp evimden ayrılmıştım. Başı boş sokaklarda öylece dolanıyordum. Sabah kahvaltı niyetine kendime sıcak simit  almış caddeye yürüyerek uygun bir  iş bakıyordum. Sabah vakti trafik hayli bir kalabalıktı. Trafikten nasibini alanlar oldukça sinirliydi. Sağ şeritten lüks bir araba içerisinden adamın biri bana doğrı seslendi. Bu yaşlı bir adamdı. Arabayı daha fazla kullanamayacağını ve bundan sonra yola benim devam etmemi istiyordu. Sanırım zengin biriydi ve kendisine bir şöfor arıyordu. Biraz sohpet ettikten sonra laf dönüp dolaşıp iş mevzusuna döndü. Ona işsiz olduğumu ve iş aradığımı söyledim. O da daha ben yolda yürürken bunun farkına vardığını ve bana iş teklif etmek için arabasına aldığını söyledi. Özel şöförüm olurmusun diye rica da bulundu. İyi de bir maaş teklif etti. Bende ister istemez hemen kabul ettim. Yapacaklarım sadece onu evden işe  birde uğrayacağı mekanlara bırakmak olacaktı. Bu da benim için gayet uygun bir çalışma biçimiydi. Yeni patronumu evine bıraktıktan sonra kendi evime huzurlu bir şekilde dönmüş bulunuyordum. Sabah ki ilk işimde patronumu evinden almak olacaktı. Şöförlüğü çok sevmiştim ve bu işi uzun yıllar sürdürmek istiyordum.
    Kimselere birşey farkettirmeden yeni işime başlamış bulunuyordum. Benim için sadece çalıştığımı bilmeleri yeterliydi. Gerisine zaten kimse karışamaz ve birşey diyemezdi. Evime ekmek getiriyorsam ne mutlu bana...
    Sabah sekizde patronumu evinden almış ve bir mekana uğramak için  yolumuza durmaksızın devam ediyorduk. Geldiğimiz mekanın güvenliğini uzun boylu ,kaslı  ve silahlı adamlar sağlıyordu. Burada yarım saat kadar durduktan başka bir yere uğramak üzere oradan ayrılmıştık.
Bugün tam beş ayrı mekana uğramıştık ve mekanlarda gördüğüm adamlar genellikle iri yapılı silahlı adamlardı. Sürekli silahlı insanlar ve büyük patronlar görüyordum. Sanırım yaptığımız iş yasalara aykırı tehlikeli bir işti. Günler geçiyor ve daha ne iş yaptığımı tam anlamıyla çözememiştim. Patron sadece arabayı kullanmamı ve hiç birşey sormamamı istiyordu.
     Bu sabahta erkenden yola çıktık. Patronun hem iyi dostları hemde düşmanları vardı. Tam olarak neler dönüyordu hiçbirşey bilmiyordum fakat bu işte büyük paralarla oynuyorlardı... Issız ve sessiz bir yoldan içeri girmiştik. ve birden silah sesleri gelmeye başladı. Arkamızdan bizi takip eden bir araç sürekli ateş ediyordu. Sanırım bunlar patronun düşmanlarıydı. Ateş altına alınmış ve tuzağa düşmüştük. Araba delik deliş olmuş her yeri hasar görmüştü. Hayatımız tehlikeliydi. ve bu durumdan kurtulmamız gerekiyordu. Yoksa bu saldırıdan yaralanmadan  kurtulamazdık. Karşılıkta veremiyorduk.
Bir araç  aniden önümüze çıktı.ve yolumuzu kesmişti. Artık kapana kısılmıştık ve yapacak hiçbirşey kalmamıştı. Sanırım ikimizi de silahla vurup öldüreceklerdi. Büyük bir ihtimal bunu yapacaklardı. Önümüzü kesen araçtan  siyah gözlüklü bir adam indi ve bize doğru geliyordu. Siyah gözlüklü adam aniden bizim arabanın arka kapısını açtı ve birşey demeden patronumun alnına ve göğsüne iki el ateş etti. Çok korkuyorduk ve elimizden de hiç birşey gelmiyordu. Gözlerim önünde bir insan silahla öldürülmüştü. Şoktaydım ve son  duamı etmek üzereydim.
Patronumu öldüren adam arabadan inmemi ve onlarla gelmemi söyledi. Arkadan kel bir adam gelip ellerimi bağlayıp ağızımı da bantlamıştı. Beni nereye götüreceklerdi. Hiç birşey bilmiyordum. Sadece korkuyor ve hayatımdan endişe ediyordum. Bu adamlar kim ? Patronumu neden vurdular ? Beni nereden tanıyorlar ? Bana ne yapacaklar ? Nereye gidiyoruz? hiç birşey bilmiyordum. Sadece aklıma kötü kötü düşünceler geliyordu.
  Cesedi arabanın bagajına tıkıp hızla oradan ayrılmıştık. Bu adamlar hiç birşey olmamış gibi soğuk kanlılıkla hareket ediyorlardı. Nereye doğru gidiyorduk aklımdan hep bu tür sorular dönüp dolaşıyordu... ve birden bir kaç el daha silah sesi duymaya başladım. Bu sefer de ateş altında kalmıştım. Sanırım bu adamlar ya patronumun adamlarıydı yada bu eşkiların hesabını kapatmak isteyen kendi düşmanlarıydı. Arabayı çember altına almış seri bir halde arabaya ateş ediyorlardı. Hayli kalabalıktılar. Yanımda ki soğuk kanlı adamlar korkudan tirtir titriyor ve ne yapacaklarını bilmiyorlardı. Çünkü mermileri bitmiş karşı tarafa karşılık veremiyorlardı. Silahlar bir türlü susmuyor ve ateş etmeye devam ediyorlardı. Arabayı kullanan kel adam vurulmuştu. ve daha fazla arabayı kullanamayacak duruma gelmişti. Konrolsüz bir şekilde bariyerlere çarpmış ve kaza yapmıştık. Bende kafamdan fena bir biçimde yara almış ve bacağımı koltuğu arasına feci bir şekilde sıkıştırmıştım. Arabada üç kişiydik. Kel adam yaralı ve vurulmış bir halde son nefesini burada vermişti.  Patronumu vuran adam ise hala can çekişiyordu. Şu an ne olacağını bilmiyor ve bir an önce bana gelebilecek olan yardımları bekliyordum. Derken bizi silah altına alan adamlar karşımıza  geçmiş zalimce ateş etmeye başladılar. Arabayı delik deliş ettikleri yetmedi. Bizi de parçalarcasına ,şarjörlerini boşaltana dek delik deşik etmişlerdi. Nasıl bir işte çalıştığımı son nefesimi verirken anladım.. ve bunu da canımı feda ederek ödemiş oldum.
   Peki bu durumda benim günahım neydi ?

25 Ekim 2010 Pazartesi

Hayatımın Kadını...

   Her zaman onu düşüyordum. Bu sabah da onu düşleyerek uyandım. Yalnız o bunu farkında bile değil. Fakat ben onu çok özlemiştim. Sabahın ilk ışıkları yanar yanmaz her zaman olduğu gibi onun bu sabahta evden ayrılışını izleyecektim. Akşam geri dönecekti. Fakat ben onu akşama kadar çok özleyecektim.
   Camdan bakarken evinden ayrılmasını çok net göremiyordum. Onu genellikle evinin karşısında duran ağaç arkası veya arabanın kenarından öylece izleyerek kendimi  avutuyordum. Her sabah aynı saatte evden çıkıyor ,her akşam aynı vakitte eve geliyordu. ve ben her gün sessizce kenar köşede onu izliyordum. Ne iş yapıyor ,nelerle uğraşıyor, hangi insanlarla gezip dolaşıyor hakkında hiç birşey bilmiyordum. Mahallemize yeni taşınmıştı ve ben şimdiden onu esiri olmuştum. Tuhaftı neden ona kafayı takmıştım bilmiyordum. Onu görmeden yapamıyordum. O benim hayatımın kadıydı. ve onsuz bir dünya düşünemiyordum.
    Saat gece yarısını geçmişti ve o daha yeni eve varıyordu. Topuklu ayakkabılarını yere vura vura sokağa girmiş evine doğru ilerliyordu. Çok net göremesemde evinden içeri adımını atmıştı. Gece vakti de göze hayli bir güzel geliyordu.
Sabahın ilk ışıklarında sokağa inmiş evden çıkışını izlemek istiyordum. Saatime göre birazdan evinden çıkacaktı. Onu yakından görmek daha bir keyifli geliyordu. Yine süzüle süzüle dalgalanmış kumral saçlarıyla merdivenlerden zarifçe iniyordu. Onu takip edip bu işin büyüsünü bozmak istemiyordum. Kendi dünyasında ki hayatına bugünde bensiz başlamıştı. O işine bende evime doğru yolumu tutmuştum.
    Kumral saçları ela gözleri uzun bacakları zarif bir vücudu vardı. Ona günden güne daha fazla hayran oluyordum. Adeta büyüsüne kapılmış ,rüzgarında savruluyordum.
 Akşam üzeri her zaman ki vaktinde evine gelmişti. Ben yine köşeme çekilmiş onun gelişini seyrediyordum. Sanırım ailesiyle mütevazi bir hayat yaşıyordu. Birbirimizi tanımasakta tanışmamamız için de hiç bir engel yoktu. Fakat onu uzaktan tanıyarak hayal kurmak benim daha çok hoşuma gidiyordu. Karşımda dursa ömür boyu onu izleyebilirdim. Tutulmuştum ve vazgeçemiyordum.
   Onu izleyişlerim her gün devam ediyordu. Sabah akşam onun eve gelip gitmesini bekliyordum. Farkımda olmamasına rağmen artık o benim hayatımda yer edinmişti. Programlarımı ve düzenimi altüst etmiş ruhunu içime işlemişti. Artık onu beklemekten başka birşey yapmıyordum. Hayatımdan kopmuş sadece onu düşünüyordum. Sadece onu...
   Saat gece yarısını geçmesine rağmen hala eve gelmemişti. Sanırım işleri yoğun ve geç saatlere kadar çalışıyordu. Hayatımın kadını belki de yorgun ve mutsuzdu. Çalışmaktan bunalmış üzgün üzgün evine dönüyordu. ve derken Kapının önüne spor bir araba yanaştı. Arabadan inen kişi benim kadınımdı. Herhalde iş arkadaşı saatin geç olmasından dolayı bir nezaket gösterip onu evine bırakmıştı. Fakat arabadan inerken hayli bir samimiydiler bu da benim değişik fikirlere kapılmama yol açmıştı. Sevgilisimiydi acaba ? Aklıma olur olmadık düşünceler geliyor ve bu adamın kim olduğunu merak ediyordum.
Artık onu biraz daha yakından tanımanın vakti gelmişti. Sabah ilk işim onu takip etmek ve  nerede çalıştığını o adamın kim olduğunu öğrenmek olacaktı.
    Her zaman ki gibi sabah onun evden çıkmasını bekliyordum. Bu sefer onun nerede çalıştığını sabahları nereye gittiğini öğrenecektim. Sabah evden biraz geç ayrılmıştı. Bu benim için problem değildi. Ben  beklemekten asla usanmam. Onu takibime almıştım. Her zaman ki gibi topuklu ayakkabılarını yere vura vura ilerliyordu. Caddeye varmıştık. Onu siyah bir arabanın içerisinde bir adam bekliyordu. Bu adam dünkü kişi değildi. ve Arabaya atlayıp hemen yola koyuldular. Bende taksiye binip onları takibime devam ettim. On kilometre kadar mesafe kat ettikten sonra merkez yakınlarında bir yerde inmiştik. Siyah arabalı adam kadınımı bir pasajın önünde bırakmış kendi yoluna devam etmişti. Hayatımın kadını her halde bu pasajın içerisinde çalışıyordu. Fakat ne iş yapıyordu. Hiç bir bilgim yoktu. Saat neredeyse öğlen olmuştu. Neden bu saatte işe gelmişti onu da anlamamıştım. Hızlı bir şekilde pasajın içine girmiş yukarı doğru çıkmıştı. Sanırım geç kalmıştı.
   Aradan beş dakika geçmişti. Pasajın içine girmeye karar vermiştim. Pasajda ki dükkanlar kapalıydı. İkinci katta sadece bir yer açıktı. ve oradan içeri girmiştim. Oradan içeri girdiğimde gözlerime inanamıyordum. Hayretler içerisinde kalmıştım. Çünkü girdiğim yer bir genelevdi. İçeride bir sürü kadın kendisine müşteri bekliyordu. Hayır!. benim kadınım burada çalışıyor olamazdı. Odaları bir bir ziyaret ettim. ve üçüncü odada kadınımı görmüştüm. Uygunsuz bir vaziyette kendisine gelecek müşterilerini bekliyordu. Oradan koşarak uzaklaştım. Hiç durmadan koştum .Buralardan kaybolurcasına ondan daha uzaklara gitmek için koşuyordum. Nefes nefese kalana kadar gittiğim yere kadar koştum. Hala şoktaydım ve kendine gelememiştim. Böyle bir kader böyle bir hayat olamazdı.
Meğerse hayatımın kadını bir hayat kadınıymış...
 
    Peki şimdi ne olacak ?

19 Ekim 2010 Salı

Kanlı Gün...

   Güzel bir gün geçirmiş ,bugünü de tamamlamıştım. Bir kişi hariç tam kadro bugun  kolları sıvamış keyifli bir halde çalışmıştık. Patron hariç herkes bugunkü görevini yerine getirmişti. Hiçbir bilgi alamamamıza rağmen bugün de patron şirkete uğramamıştı.
   İş yerimden çıkmış evime doğru ilerliyordum. Yolun yarısına geldikten sonra yerde koyu lekeler görmeye başladım. Dikkatli bir halde bakınca bu lekelerin kan olduğunu farkettim. Yol üzerinde karanlık bir sokağa girmiştim. Buradan ilk defa geçiyordum. Yolumu kısaltmak için de bu yönü kullanmıştım.      
   Yerdeki kanlar giderek artıyordu ve bu kan izlerinin nereye kadar gideceğini öğrenmek istedim. Yüz metre kadar ilerlemiştim. Kanlar git gide artıyordu. Bu kan izleri beni nereye götürecekti çok merak ediyordum. Issız bir araziye doğru girmiştim ve ileride ufak bir kulübe görüyordum. Sanırım kanlar orada sona erecekti. Sessizce kulubenin önüne gelmiştim. Dediğim gibi kan lekeleri burada sona ermişti. Burası dipsiz uçsuz bir yerdi ve etrafta kimse yoktu. Göz ucuyla kulübe de ki delikten içeriye doğru bakıyordum.
Gördüklerim karşısında gözlerime inanamamıştım. İçeri de üç kişi duruyordu. İkisi ölü bir vaziyette bir masanın üzerine kanlar içerisinde yatıyor ve diğer şahıs cesetlerini parçalara ayırmakla uğraşıyordu. Yüzünde ki maske den ötürü bu vahşeti işleyenin kim olduğunu tam olarak anlayamamıştım. Testereyle onları adeta dilimliyordu.
Masanın üzerinde ki kurbanlar orta yaşlarda biri erkek diğeri de kadın oluyordu. Sanırım bunlar evli bir çiftti. Kim olduklarını bilmiyordum fakat neden katledildiklerini çok merak ediyordum.
   Katil soğuk kanlılıkla  kurbanlarını doğramaya devam ediyordu. Kanları bile boşa harcamıyordu. Ayrıca onları içmekle de uğraşıyordu. Tahminlerime göre canavar ,katil kurbanlarını yol üzerinde kıstırmış ve kafalarına sert bir cisimle vurduktan sonra ,sürükleye sürükleye buraya getirmişti. Hayretler içerisinde iki insanın nasıl katledildiklerini izliyordum. Bu vahşi katil cesetleri doğradıktan sonra parçaları siyah bir poşete dolduruyordu. Nasıl bir yapı ve insanlık varsa kurbanların kanlarından dört bardak içmişti. Ya bu parçaları evine götürüp yiyecekti ya da denize veya çöp konteynırına atacaktı. İki insanın  gözlerimin önünde vahşi bir halde  parçalara bölünüp dilimlenişlerini izledim. Şoktaydım ve hala beni görecek korkusuyla onu gözetmeye devam ediyordum.
   Katil soluklanmak için kafasında ki maskeyi çıkarmıştı. Sırtı dönük olduğundan  kim olduğunu net bir şekilde görememiştim. Bu ufak boşluktan gördüğüm kadarıyla ,katil uzun boylu, geniş vücutlu ve orta yaşlarda bir insandı.
Hafifçe benim baktığı yere doğru döndü ve o sırada kim olduğunu görmüştüm .Bugun şok üstüne şok yaşıyordum. Çünkü seri ve acımasız kati,l iş yerimde ki patronum çıkmıştı. Bu durumda demek oluyor ki  patronumun asıl  işi insanları öldürüp katletmekti. Bu aklıma gelebilecek en kötü olaydı. Patronumun böyle bir insan olduğuna hala inanamıyordum. Gözlerimin önünde evli bir çiftli dilim dilim doğramıştı. Bugun iş yerine gelmeyip bütün gün bu insanları öldürmek ve doğramakla uğraşmıştı. Bizde her zaman onun çok iyi ve dürüst bir insan olduğunu düşünüyorduk. Meğerse bu dağın görünen yüzüymüş insanlara iyi görünen patronum aslında bir katilmiş ve bunu sadece ben biliyordum. Şimdi ne olacak çok merak ediyordum.
   ve birden katil;
- 'Kim var orada diye' seslenmişti.